<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Bilgi Paylaşıldıkça Çoğalır!.....Pekiyi Forum - Şairler]]></title>
		<link>http://www.pekiyiforum.com/</link>
		<description><![CDATA[Bilgi Paylaşıldıkça Çoğalır!.....Pekiyi Forum - http://www.pekiyiforum.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 16:42:43 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ziya Paşa]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=960</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:51:47 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=960</guid>
			<description><![CDATA[Ziya Paşa <br />
<br />
1825 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Beyazıt Rüştiyesı'ni bitirdi. Özel öğretmenlerden Arapça ve Farsça öğrendi. Sadaret Mektubî Kalemi'ne devam etti. Mustafa Reşid Paşa'nın yardımıyla 1855'te Saray Mabeyn Kâtipliği'ne girdi. Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, 1861'de Kıbrıs, 1863'te Amasya mutasarrıflığı görevlerinde bulundu. Bosna bölgesi müfettişliği Meclis-i Vâlâ azalığı yaptı. <br />
<br />
O Bir Jön Türk <br />
<br />
1865'te Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar Jön Türk Cemiyetine girdi. İkinci kez Kıbrıs mutasarrıflığına atanınca, Mustafa Fâzıl Paşa'nın çağrısı üzerine, Namık Kemal'le birlikte 1867'de Paris'e kaçtı. Daha sonra Londra'ya geçti. M. Fâzıl Paşa'nın sağladığı imkanlarla, Namık Kemal'le birlikte 1868'te Hürriyet gazetesini çıkardı. M. Fazıl Paşa merkezi yönetimle anlaşıp, yardımlarını kesince, 1870'te Cenevre'ye geçti. Namık Kemal, Agâh Efendi, Ali Suavi ve öbür arkadaşlarıyla Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin yönetiminde görev aldı. Âli Paşa'nın ölümü üzerine 1871'de İstanbul'a döndü. 1876'da Maarif Nezareti müsteşarlığına atanmasına kadar birçok görevde bulundu. Namık Kemal'le birlikte Kanun-i Esasî Encümeni'nde çalıştı. 1877'de Suriye valiliğine gönderildi. Daha sonra Adana valiliğine atandı. Burada görevdeyken 17 Mayıs 1880'de öldü.<br />
<br />
Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi'yle birlikte, Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketinin etkisinde gelişen Batılılaşma Dönemi Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa'ya kasideler yazmıştır. 1859'da yazdığı "Tercî-i Bend" şiiriyle tanınmıştır. Hece ile yazılmış birkaç şarkısı dışında, Divan şiiri geleneğine bağlı kalmıştır.Paris'te bulunduğu yıllarda çeviriler de yapmıştır. <br />
<br />
Kendisiyle Çelişme <br />
<br />
1868 'de Hürriyet'te yayımladığı ünlü "Şiir ve İnşa" makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, gerçek Türk edebiyatı olan halk edebiyatının bu yenileşmede temel alınması gerektiğini savunmuştur. 1874'te çıkardığı Harâbat adlı antolojisinin önsözünde ise halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Bu görüş, diğer pek çok görüşü gibi, tarihi birikimi inkar eden batıcı aydınların düştüğü sıradan çelişkilerden biridir.Türkiye sonraki dönemlerde yerli kaynaklara dayalı değişerek devam etmek fikrine ulaşmıştır. <br />
<br />
ESERLERİ Zafernâme; Harâbat, 3 cilt, Tercî-i Bend ve Terkib-i Bend, Eş'âr-ı Ziya, Külliyat-ı Ziya Paşa, Rüya, Veraset Mektupları.<br />
<br />
Hakkında Yazılanlar<br />
<br />
1.Ziya Paşa<br />
Hayatı / Sanatı / Fikirleri<br />
Mustafa Canelli<br />
Yeni Asya Yayınları / Biyografiler Dizisi <br />
<br />
Tanzimat sonrasının önemli simalarından biri de Ziya Paşadır. Ziya Paşa, elli beş seneye yaklaşan ömrünün büyük bir kısmını devlet işlerinde ve siyasi mücadelelerde geçirmiş; ülkenin siyasi gelişmesine hizmet etmeye çalışmış; eserleriyle zamanın üstünde bir ileri görüşle temayüz etmiş bir şahsiyettir.<br />
Bu kitapta Ziya Paşanın hayatını, mücadelelerini, eserlerini, çelişkilerini okuyacaksınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ziya Paşa <br />
<br />
1825 yılında İstanbul'da doğdu. Asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin'dir. Beyazıt Rüştiyesı'ni bitirdi. Özel öğretmenlerden Arapça ve Farsça öğrendi. Sadaret Mektubî Kalemi'ne devam etti. Mustafa Reşid Paşa'nın yardımıyla 1855'te Saray Mabeyn Kâtipliği'ne girdi. Âli Paşa'nın sadrazam olmasıyla saraydan uzaklaştırıldı. Zaptiye Nezareti müsteşarlığı, 1861'de Kıbrıs, 1863'te Amasya mutasarrıflığı görevlerinde bulundu. Bosna bölgesi müfettişliği Meclis-i Vâlâ azalığı yaptı. <br />
<br />
O Bir Jön Türk <br />
<br />
1865'te Meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar Jön Türk Cemiyetine girdi. İkinci kez Kıbrıs mutasarrıflığına atanınca, Mustafa Fâzıl Paşa'nın çağrısı üzerine, Namık Kemal'le birlikte 1867'de Paris'e kaçtı. Daha sonra Londra'ya geçti. M. Fâzıl Paşa'nın sağladığı imkanlarla, Namık Kemal'le birlikte 1868'te Hürriyet gazetesini çıkardı. M. Fazıl Paşa merkezi yönetimle anlaşıp, yardımlarını kesince, 1870'te Cenevre'ye geçti. Namık Kemal, Agâh Efendi, Ali Suavi ve öbür arkadaşlarıyla Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin yönetiminde görev aldı. Âli Paşa'nın ölümü üzerine 1871'de İstanbul'a döndü. 1876'da Maarif Nezareti müsteşarlığına atanmasına kadar birçok görevde bulundu. Namık Kemal'le birlikte Kanun-i Esasî Encümeni'nde çalıştı. 1877'de Suriye valiliğine gönderildi. Daha sonra Adana valiliğine atandı. Burada görevdeyken 17 Mayıs 1880'de öldü.<br />
<br />
Ziya Paşa, Namık Kemal ve Şinasi'yle birlikte, Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketinin etkisinde gelişen Batılılaşma Dönemi Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa'ya kasideler yazmıştır. 1859'da yazdığı "Tercî-i Bend" şiiriyle tanınmıştır. Hece ile yazılmış birkaç şarkısı dışında, Divan şiiri geleneğine bağlı kalmıştır.Paris'te bulunduğu yıllarda çeviriler de yapmıştır. <br />
<br />
Kendisiyle Çelişme <br />
<br />
1868 'de Hürriyet'te yayımladığı ünlü "Şiir ve İnşa" makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, gerçek Türk edebiyatı olan halk edebiyatının bu yenileşmede temel alınması gerektiğini savunmuştur. 1874'te çıkardığı Harâbat adlı antolojisinin önsözünde ise halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Bu görüş, diğer pek çok görüşü gibi, tarihi birikimi inkar eden batıcı aydınların düştüğü sıradan çelişkilerden biridir.Türkiye sonraki dönemlerde yerli kaynaklara dayalı değişerek devam etmek fikrine ulaşmıştır. <br />
<br />
ESERLERİ Zafernâme; Harâbat, 3 cilt, Tercî-i Bend ve Terkib-i Bend, Eş'âr-ı Ziya, Külliyat-ı Ziya Paşa, Rüya, Veraset Mektupları.<br />
<br />
Hakkında Yazılanlar<br />
<br />
1.Ziya Paşa<br />
Hayatı / Sanatı / Fikirleri<br />
Mustafa Canelli<br />
Yeni Asya Yayınları / Biyografiler Dizisi <br />
<br />
Tanzimat sonrasının önemli simalarından biri de Ziya Paşadır. Ziya Paşa, elli beş seneye yaklaşan ömrünün büyük bir kısmını devlet işlerinde ve siyasi mücadelelerde geçirmiş; ülkenin siyasi gelişmesine hizmet etmeye çalışmış; eserleriyle zamanın üstünde bir ileri görüşle temayüz etmiş bir şahsiyettir.<br />
Bu kitapta Ziya Paşanın hayatını, mücadelelerini, eserlerini, çelişkilerini okuyacaksınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yusuf Mardin]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=959</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:51:15 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=959</guid>
			<description><![CDATA[Günümüz şair ve yazarlarından. İstanbul&#8217;da doğdu. 1916-1994 yılları arasında yaşadı.İstanbul Amerikan Koleji&#8217;ni (Robert Kolej), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ni bitirdi(1940). Mardin Milletvekili (1949), Londra Basın Ataşesi, Ankara Turizm Müdürü, Washington müşaviri (1969) oldu. Emekli oldu (1975-). Yücel dergisi(1935) kurucularından, bir süre de<br />
Boğaziçi (1936) dergisini çıkarmış bulunan, günümüz aruz şairlerinden &#8217;in yayımlanmış şiir kitapları altı tane:Bir Ad Bulamadım (1934), Mezar Taşları(1947), İki Damla Yaş(1947), Üç Yaprak(1948), Bir Semtini Sevmek(1972) ve Sonelerle Seneler(1982). Üç İnceleme kitabı var: Namık Kemal&#8217;in Londra Yılları(1974), Abdülhak Hamid&#8217;in<br />
Londra&#8217;sı (1976) ve Abdülhak Hamid&#8217;in Londra Yılları(1982).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günümüz şair ve yazarlarından. İstanbul&#8217;da doğdu. 1916-1994 yılları arasında yaşadı.İstanbul Amerikan Koleji&#8217;ni (Robert Kolej), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;ni bitirdi(1940). Mardin Milletvekili (1949), Londra Basın Ataşesi, Ankara Turizm Müdürü, Washington müşaviri (1969) oldu. Emekli oldu (1975-). Yücel dergisi(1935) kurucularından, bir süre de<br />
Boğaziçi (1936) dergisini çıkarmış bulunan, günümüz aruz şairlerinden &#8217;in yayımlanmış şiir kitapları altı tane:Bir Ad Bulamadım (1934), Mezar Taşları(1947), İki Damla Yaş(1947), Üç Yaprak(1948), Bir Semtini Sevmek(1972) ve Sonelerle Seneler(1982). Üç İnceleme kitabı var: Namık Kemal&#8217;in Londra Yılları(1974), Abdülhak Hamid&#8217;in<br />
Londra&#8217;sı (1976) ve Abdülhak Hamid&#8217;in Londra Yılları(1982).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yusuf Hayaloğlu]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=958</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:47:39 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=958</guid>
			<description><![CDATA[HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
İşte şiirine en yüksek telifi alan şair<br />
<br />
HEM ŞAİR, HEM RESSAM, HEM DE MÜZİK ADAMIYDI AMA YILLARCA BEKLEDİ. EMEĞİNİN GERÇEK KARŞILIĞINI BULMASI İÇİN BEKLEDİ. BU BEDEL YÜKSEKTİ. ÇÜNKÜ BİR ŞEYİN DEĞERİ BEDELİYLE MENKULDÜ. VE O FİYAT VERİLDİ. SADECE DOKUZ ŞİİR İÇİN TAM 125 BİN DOLAR ALDI, KASETE OKUDU. ŞİMDİ KİTAP YOLDA..<br />
<br />
 &#8217;ndan bahsediyoruz. Onlarca sanatçının okuduğu 'Dağlarda kar olsaydım' yada İbrahim Tatlıses&#8217;in meşhur 'Nankör kedi' gibi türkülerinin yaratıcısı.. Veya 'Yorgun Demokrat'ın, 'Nazlıcan ve Bedirhan'ın, 'Hani benim gençliğim'in, 'Bir acayip adam'ın ve yüzlercesinin şairi... Ezilenleri, altta kalanları, tutunamayanları bir baltaya sap olamayanları yazıyor. , hayata bakışını, neden bu kadar beklediğini, şiirlerinin arkasındaki bilinmeyen dünyasını İMEDYA&#8217;ya anlattı. <br />
<br />
Pazar günü ikindi vakti Cihangir&#8217;de bir apartmanın giriş katındaki küçük dairesinin kapısını çaldığımızda, tatlı gülümsemesiyle karşıladı bizi. Tek başınaydı. Ne bir koruması, nede menejeri vardı yanında. Önce vakti geldiği için arka taraftaki şirin bahçesini suladı, sonra soğuk bir şeyler ikram etti, ardından marlborosunu yaktı ve başladık sohbete. <br />
<br />
17-18 yaşlarına kadar amaçsız ve bir o kadar haşarı geçen gençliğini anlattı önce. Kendisini hiç inşa etmemiş bir insandı. Ardından gelen yoğun bir araştırma öğrenme dönemi.. Ama ne araştırma.. Kur&#8217;an&#8217;dan Marksizm&#8217;e, Maosizm&#8217;e, Budizm&#8217;den Freud&#8217;a kadar bütün felsefeler ve dogmalar.. ''Kendime bir iç şemşiye aradım. Bunu buluncaya kadar hiçbir örgüte, partiye, derneğe girmedim.'' diyor : <br />
<br />
''Bütün bu felsefelerin hayatı tam açıklamadığını ve zorlandığını gördüm. Teori, pratiği belirlemeye çalışıyordu ama pratik buna direniyordu. Bunun nedenini araştırdım ve doğanın şaşmaz dengesinde, kusursuzluğunda buldum. Doğaya aykırı hiçbirşey mümkün değil. Değiştirmek mümkün değil. Pratikte ne ise onu anlamalısın. Onu zorlayarak değiştiremezsin. Onu, o pratiğin içindeyken değiştirebilirsin. Dışardan ahkam keserek değiştiremezsin. Birden iç şemsiyeyi buldum ve natüralist olmaya karar verdim.'' <br />
<br />
İşte bugünkü Yusuf&#8217;u böyle yakalamış: ''Şu anda bir uçaktan dünyayı seyreder gibiyim. Ordan tel örgüler gözükmüyor. Yukardan baktığın zaman, dev bir coğrafya.. İnsanlar karınca sürüsü gibi, evler kibrit kutusu gibi. Ayrılıkların anlamı olmadığını gördüm. Hepimiz doğanın parçasıyız. Olabildiğince sevmek, iyi yaşamak, ahlaklı, erdemli olmak lazım.'' <br />
<br />
 bir buçuk sene önce ilk şiir albümü &#8216;Ah Ulan Rıza&#8217;yı çıkardı. Ardından geçtiğimiz günlerde ikincisi geldi, 'Bir Acayip Adam': <br />
<br />
Hayaloğlu, ilk albümün dinleyicilere biraz ağır geldiğini, şimdi ise daha basit, anlaşılır şiirler seçtiğini söylüyor. Türkiye&#8217;de sadece kendisine mahsus özelliği ise kendi şiirlerini okuması, onlara besteler yapması. Yani herşeyiyle kendine ait, bir anlamda &#8216;Sesli kitap&#8217;.. <br />
<br />
Ama sırada yazılı kitap da var. Şimdiye kadar hiç kitabı olmamış. ''Artık zamanı geldi'' diyor. ''Neden?'' sorusuna şu ilginç ve bir o kadar düşündürücü cevabı veriyor: <br />
<br />
''Albümü yapmaya zorlayan koşullar şöyle gelişti. Ben kendi kârımı düşündüm. Onun için geç kaldı. Materyalist anlamda değil. Mantığım şu: &#8216;Benim emeğim para etmeyecek kadar basitse, o zaman sende benim kasetimi yapma.&#8217; Bu bedel yükseldi, tatmin edici bir noktaya gelince, &#8216;tamam&#8217; dedim. Kitapta da aynısını yapıyorum. Şiir kasetinde Türkiye&#8217;nin gelmiş geçmiş en yüksek şiir telifini alan insanım. 125 bin dolar aldım 9 şiir için.. Tek şiir 13-14 bin dolar yapıyor. Bu bir övünme değil. Bu şu demek: Bir şeyin değeri bedeliyle menkuldür. Sen bir şeye çok büyük değer biçebilirsin ama bakalım o parayı veren var mı? Şimdi onu kanıtladım ben. Benim şiirimin kaç para ettiğini kanıtladım . Aynı şeyi kitapta da yapıyorum. Ve Türkiye&#8217;de gelmiş geçmiş, ölmüş veya yaşayan insanların alıp alacağı en yüksek telifi iki üç puan yüksek alıyorum. Bu yakında da çıkacak.'' <br />
<br />
 kendi deyimiyle halk şiiri yapıyor. İşte ilk albümüne isim veren &#8216;Ah Ulan Rıza&#8217;dan bir pasaj: <br />
<br />
Neden hala gelmedi <br />
Yoksa saatimi şaşırdı bu hıyar <br />
Gerçi hiç saati olmadı ama en azından birine sorar <br />
Cebimde bir lira desen yok <br />
Madara olduk meyhaneye <br />
Ah eşek kafam benim <br />
Nasıl da güvendim bu hergeleye <br />
Gelse balığa çıkacaktık <br />
Ne çekersek kızartıp <br />
Bir kilo rakıyla yutacaktık. <br />
Bu sandalı geçen hafta çalıntıdan düşürdük <br />
Arkadaşlar ısrar etti <br />
Biz de iyi olur bize uyar diye düşündük. <br />
... <br />
<br />
Böyle devam edip giden ve Hayaloğlu&#8217;nun yorumuyla insanın tüylerini diken diken eden bir şiir &#8216;Ah Ulan Rıza&#8217;... <br />
<br />
Halk şiirini şöyle savunuyor şair: <br />
<br />
''Halk şiiri yapmanın zararı yok. Ne diyorlarsa desinler. Ben halkı seviyorum. Yani natürel, avam yaşamayı seviyorum. Kültürüm de bu, sokaktan gelmeyim. Bunu da inkar etmiyorum. Zamanında kolej muadili okudum, akademi okudum, batı kültürü okudum, Şekspir, Marks okudum. Yani sonuçta hiçbirşey değil, hiçbiryere varamıyorsun. Yani gelip geleceğin nokta bir kara toprak derler ya. Neticede halkın denizine giriyorsun. O denize girdiğin zamanda tertemiz oluyorsun, mis gibi oluyorsun. Bunda ne zarar var. Başta biraz zorlayarak oldu. Şimdi tamamen hazmettim. Geldiğim yere geri döndüm. Ordan gelmiştim. Başka yere uçtuk, bir marifetmiş gibi. Sanatçılara da onu tavsiye diyorum. Şatolarından çıksınlar. Kozalarından çıksınlar. Halkın içine karışsınlar. İki tane entel barda oturup kendi kendilerine sanat yapıyorlar. Kendi kendilerine şiir okuyor, kendi kendilerine ödül veriyorlar. Kendi kendilerine dergi çıkartıyorlar. Kitap çıkarıyorlar. 1500 tane basıyorlar, onu da eşe dosta hediye ediyorlar. Gelsinler halkın denizinde yıkansınlar, arınsınlar biraz.'' <br />
<br />
 bu konuda çok dolu. Mesele &#8216;türkü&#8217;ye geliyor: <br />
<br />
''Türkü hayatın bizatihi kendisi. Halkın kendisini ifade ettiği sözlü müzikli bir durum. Bazı TV kanallarında türkü yasak. RTÜK&#8217;ten dolayı sabahın 5&#8217;ine koyuyorlar. Gazete çıkarıyorsun, halkın kültürüyle alakası yok. Sanat sayfası yapıyorsun. Tam sayfa caz. Tam sayfa bilmem ne. Bunların ne alakası var bizim kültürümüzle. Ondan sonrada &#8216;niye halk okumuyor&#8217; diye soruyorlar. Halk yok ki yayınlarda. Türkü dinlemeyen halkı bilemez. Türkü bin yıllardır var, ortaasyadan akıp geliyor. Nerelerde konaklamış. Nereleri dolaşmış ve gelmiş Anadolu&#8217;nun bağrında akıyor. Sen bu ırmağı görmezden geldiğin zaman, zaten hiçbir yerini kavrayamazsın. Ezilenleri, altta kalanları, tutunamayanları bir baltaya sap olamayanları seviyorum. Onlar bana hoş geliyor. Halin vaktin yerinde hiçbir problemin yok, neyini yazacağım ben senin yani. İyi durumdaki bir adamın, herşey çok güzel demesinden sıkılıyorum. Sanatçının ekmeği burada, hayatın çelişkilerinden mağduriyetlerinden çıkar.'' <br />
<br />
Hayaloğlu halkın içinde olunca, bir o kadarda siyaset ve ekonomiyle ilgili. Ve yaptığı şu yorum bugünkü sosyal bunalıma felsefik bir pencere açıyor: <br />
<br />
''Çok çalkantılı dönemler yaşadım, ekonomik yönden... Ama halkı bu kadar umutsuz, mutsuz hiç görmemiştim. Yarına dair hiçbir umut kalmamış. Bu, en büyük uçurum, en büyük reaksiyon... Nasıl sosyal bir patlama olmuyor inanamıyorum. Bu korkunç bir tevekkül, korkunç bir sabır. Allah sabır versin. Ama insanlar artık akıllandı. Vatan, millet nutukları ekonomiyi açıklamıyor. Halk, 'Sen bunları derken benim cebimdekini götüyorsan, lanet olsun' diyor. Halk bunu görmüş artık. Herkesin elinin kendi cebinde olduğunu görmüş. Komünizm niye çöktü? Herşeyin devletin olmasından ve devletin içinde devletten palazlanan insanlardan dolayı çöktü. İnsan mutsuzsa hiçbir ideoloji onu etkilemez. Bir çocuğun karnı açsa sen ona dünyanın en güzel masalını da anlatsan o çocuk ağlar. Karnı tok olan, masallar arasında tercih yapar. Çocuğun karnı aç. Halkın karnı aç, ne masal anlatırsan anlat. O yüzden halk tercihlerini de ideolojik olarak yapmıyor. Halk kimde ekmek olacağını sanıyorsa ona sarılıyor. Ama denize düşen yılana sarılır.'' <br />
<br />
Hayaloğlu ile sohbet çok tatlı, çok uzun.. Ve buraya sadece küçük bir bölümünü alabildik. İki saatten fazla kaldığmıız o küçük, şirin dairesinden bir daha görüşmek üzere, fakat bu defa diğer kaseti beklemeden buluşmak üzere ayrılıyoruz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
İşte şiirine en yüksek telifi alan şair<br />
<br />
HEM ŞAİR, HEM RESSAM, HEM DE MÜZİK ADAMIYDI AMA YILLARCA BEKLEDİ. EMEĞİNİN GERÇEK KARŞILIĞINI BULMASI İÇİN BEKLEDİ. BU BEDEL YÜKSEKTİ. ÇÜNKÜ BİR ŞEYİN DEĞERİ BEDELİYLE MENKULDÜ. VE O FİYAT VERİLDİ. SADECE DOKUZ ŞİİR İÇİN TAM 125 BİN DOLAR ALDI, KASETE OKUDU. ŞİMDİ KİTAP YOLDA..<br />
<br />
 &#8217;ndan bahsediyoruz. Onlarca sanatçının okuduğu 'Dağlarda kar olsaydım' yada İbrahim Tatlıses&#8217;in meşhur 'Nankör kedi' gibi türkülerinin yaratıcısı.. Veya 'Yorgun Demokrat'ın, 'Nazlıcan ve Bedirhan'ın, 'Hani benim gençliğim'in, 'Bir acayip adam'ın ve yüzlercesinin şairi... Ezilenleri, altta kalanları, tutunamayanları bir baltaya sap olamayanları yazıyor. , hayata bakışını, neden bu kadar beklediğini, şiirlerinin arkasındaki bilinmeyen dünyasını İMEDYA&#8217;ya anlattı. <br />
<br />
Pazar günü ikindi vakti Cihangir&#8217;de bir apartmanın giriş katındaki küçük dairesinin kapısını çaldığımızda, tatlı gülümsemesiyle karşıladı bizi. Tek başınaydı. Ne bir koruması, nede menejeri vardı yanında. Önce vakti geldiği için arka taraftaki şirin bahçesini suladı, sonra soğuk bir şeyler ikram etti, ardından marlborosunu yaktı ve başladık sohbete. <br />
<br />
17-18 yaşlarına kadar amaçsız ve bir o kadar haşarı geçen gençliğini anlattı önce. Kendisini hiç inşa etmemiş bir insandı. Ardından gelen yoğun bir araştırma öğrenme dönemi.. Ama ne araştırma.. Kur&#8217;an&#8217;dan Marksizm&#8217;e, Maosizm&#8217;e, Budizm&#8217;den Freud&#8217;a kadar bütün felsefeler ve dogmalar.. ''Kendime bir iç şemşiye aradım. Bunu buluncaya kadar hiçbir örgüte, partiye, derneğe girmedim.'' diyor : <br />
<br />
''Bütün bu felsefelerin hayatı tam açıklamadığını ve zorlandığını gördüm. Teori, pratiği belirlemeye çalışıyordu ama pratik buna direniyordu. Bunun nedenini araştırdım ve doğanın şaşmaz dengesinde, kusursuzluğunda buldum. Doğaya aykırı hiçbirşey mümkün değil. Değiştirmek mümkün değil. Pratikte ne ise onu anlamalısın. Onu zorlayarak değiştiremezsin. Onu, o pratiğin içindeyken değiştirebilirsin. Dışardan ahkam keserek değiştiremezsin. Birden iç şemsiyeyi buldum ve natüralist olmaya karar verdim.'' <br />
<br />
İşte bugünkü Yusuf&#8217;u böyle yakalamış: ''Şu anda bir uçaktan dünyayı seyreder gibiyim. Ordan tel örgüler gözükmüyor. Yukardan baktığın zaman, dev bir coğrafya.. İnsanlar karınca sürüsü gibi, evler kibrit kutusu gibi. Ayrılıkların anlamı olmadığını gördüm. Hepimiz doğanın parçasıyız. Olabildiğince sevmek, iyi yaşamak, ahlaklı, erdemli olmak lazım.'' <br />
<br />
 bir buçuk sene önce ilk şiir albümü &#8216;Ah Ulan Rıza&#8217;yı çıkardı. Ardından geçtiğimiz günlerde ikincisi geldi, 'Bir Acayip Adam': <br />
<br />
Hayaloğlu, ilk albümün dinleyicilere biraz ağır geldiğini, şimdi ise daha basit, anlaşılır şiirler seçtiğini söylüyor. Türkiye&#8217;de sadece kendisine mahsus özelliği ise kendi şiirlerini okuması, onlara besteler yapması. Yani herşeyiyle kendine ait, bir anlamda &#8216;Sesli kitap&#8217;.. <br />
<br />
Ama sırada yazılı kitap da var. Şimdiye kadar hiç kitabı olmamış. ''Artık zamanı geldi'' diyor. ''Neden?'' sorusuna şu ilginç ve bir o kadar düşündürücü cevabı veriyor: <br />
<br />
''Albümü yapmaya zorlayan koşullar şöyle gelişti. Ben kendi kârımı düşündüm. Onun için geç kaldı. Materyalist anlamda değil. Mantığım şu: &#8216;Benim emeğim para etmeyecek kadar basitse, o zaman sende benim kasetimi yapma.&#8217; Bu bedel yükseldi, tatmin edici bir noktaya gelince, &#8216;tamam&#8217; dedim. Kitapta da aynısını yapıyorum. Şiir kasetinde Türkiye&#8217;nin gelmiş geçmiş en yüksek şiir telifini alan insanım. 125 bin dolar aldım 9 şiir için.. Tek şiir 13-14 bin dolar yapıyor. Bu bir övünme değil. Bu şu demek: Bir şeyin değeri bedeliyle menkuldür. Sen bir şeye çok büyük değer biçebilirsin ama bakalım o parayı veren var mı? Şimdi onu kanıtladım ben. Benim şiirimin kaç para ettiğini kanıtladım . Aynı şeyi kitapta da yapıyorum. Ve Türkiye&#8217;de gelmiş geçmiş, ölmüş veya yaşayan insanların alıp alacağı en yüksek telifi iki üç puan yüksek alıyorum. Bu yakında da çıkacak.'' <br />
<br />
 kendi deyimiyle halk şiiri yapıyor. İşte ilk albümüne isim veren &#8216;Ah Ulan Rıza&#8217;dan bir pasaj: <br />
<br />
Neden hala gelmedi <br />
Yoksa saatimi şaşırdı bu hıyar <br />
Gerçi hiç saati olmadı ama en azından birine sorar <br />
Cebimde bir lira desen yok <br />
Madara olduk meyhaneye <br />
Ah eşek kafam benim <br />
Nasıl da güvendim bu hergeleye <br />
Gelse balığa çıkacaktık <br />
Ne çekersek kızartıp <br />
Bir kilo rakıyla yutacaktık. <br />
Bu sandalı geçen hafta çalıntıdan düşürdük <br />
Arkadaşlar ısrar etti <br />
Biz de iyi olur bize uyar diye düşündük. <br />
... <br />
<br />
Böyle devam edip giden ve Hayaloğlu&#8217;nun yorumuyla insanın tüylerini diken diken eden bir şiir &#8216;Ah Ulan Rıza&#8217;... <br />
<br />
Halk şiirini şöyle savunuyor şair: <br />
<br />
''Halk şiiri yapmanın zararı yok. Ne diyorlarsa desinler. Ben halkı seviyorum. Yani natürel, avam yaşamayı seviyorum. Kültürüm de bu, sokaktan gelmeyim. Bunu da inkar etmiyorum. Zamanında kolej muadili okudum, akademi okudum, batı kültürü okudum, Şekspir, Marks okudum. Yani sonuçta hiçbirşey değil, hiçbiryere varamıyorsun. Yani gelip geleceğin nokta bir kara toprak derler ya. Neticede halkın denizine giriyorsun. O denize girdiğin zamanda tertemiz oluyorsun, mis gibi oluyorsun. Bunda ne zarar var. Başta biraz zorlayarak oldu. Şimdi tamamen hazmettim. Geldiğim yere geri döndüm. Ordan gelmiştim. Başka yere uçtuk, bir marifetmiş gibi. Sanatçılara da onu tavsiye diyorum. Şatolarından çıksınlar. Kozalarından çıksınlar. Halkın içine karışsınlar. İki tane entel barda oturup kendi kendilerine sanat yapıyorlar. Kendi kendilerine şiir okuyor, kendi kendilerine ödül veriyorlar. Kendi kendilerine dergi çıkartıyorlar. Kitap çıkarıyorlar. 1500 tane basıyorlar, onu da eşe dosta hediye ediyorlar. Gelsinler halkın denizinde yıkansınlar, arınsınlar biraz.'' <br />
<br />
 bu konuda çok dolu. Mesele &#8216;türkü&#8217;ye geliyor: <br />
<br />
''Türkü hayatın bizatihi kendisi. Halkın kendisini ifade ettiği sözlü müzikli bir durum. Bazı TV kanallarında türkü yasak. RTÜK&#8217;ten dolayı sabahın 5&#8217;ine koyuyorlar. Gazete çıkarıyorsun, halkın kültürüyle alakası yok. Sanat sayfası yapıyorsun. Tam sayfa caz. Tam sayfa bilmem ne. Bunların ne alakası var bizim kültürümüzle. Ondan sonrada &#8216;niye halk okumuyor&#8217; diye soruyorlar. Halk yok ki yayınlarda. Türkü dinlemeyen halkı bilemez. Türkü bin yıllardır var, ortaasyadan akıp geliyor. Nerelerde konaklamış. Nereleri dolaşmış ve gelmiş Anadolu&#8217;nun bağrında akıyor. Sen bu ırmağı görmezden geldiğin zaman, zaten hiçbir yerini kavrayamazsın. Ezilenleri, altta kalanları, tutunamayanları bir baltaya sap olamayanları seviyorum. Onlar bana hoş geliyor. Halin vaktin yerinde hiçbir problemin yok, neyini yazacağım ben senin yani. İyi durumdaki bir adamın, herşey çok güzel demesinden sıkılıyorum. Sanatçının ekmeği burada, hayatın çelişkilerinden mağduriyetlerinden çıkar.'' <br />
<br />
Hayaloğlu halkın içinde olunca, bir o kadarda siyaset ve ekonomiyle ilgili. Ve yaptığı şu yorum bugünkü sosyal bunalıma felsefik bir pencere açıyor: <br />
<br />
''Çok çalkantılı dönemler yaşadım, ekonomik yönden... Ama halkı bu kadar umutsuz, mutsuz hiç görmemiştim. Yarına dair hiçbir umut kalmamış. Bu, en büyük uçurum, en büyük reaksiyon... Nasıl sosyal bir patlama olmuyor inanamıyorum. Bu korkunç bir tevekkül, korkunç bir sabır. Allah sabır versin. Ama insanlar artık akıllandı. Vatan, millet nutukları ekonomiyi açıklamıyor. Halk, 'Sen bunları derken benim cebimdekini götüyorsan, lanet olsun' diyor. Halk bunu görmüş artık. Herkesin elinin kendi cebinde olduğunu görmüş. Komünizm niye çöktü? Herşeyin devletin olmasından ve devletin içinde devletten palazlanan insanlardan dolayı çöktü. İnsan mutsuzsa hiçbir ideoloji onu etkilemez. Bir çocuğun karnı açsa sen ona dünyanın en güzel masalını da anlatsan o çocuk ağlar. Karnı tok olan, masallar arasında tercih yapar. Çocuğun karnı aç. Halkın karnı aç, ne masal anlatırsan anlat. O yüzden halk tercihlerini de ideolojik olarak yapmıyor. Halk kimde ekmek olacağını sanıyorsa ona sarılıyor. Ama denize düşen yılana sarılır.'' <br />
<br />
Hayaloğlu ile sohbet çok tatlı, çok uzun.. Ve buraya sadece küçük bir bölümünü alabildik. İki saatten fazla kaldığmıız o küçük, şirin dairesinden bir daha görüşmek üzere, fakat bu defa diğer kaseti beklemeden buluşmak üzere ayrılıyoruz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yunus Emre]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=957</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:47:24 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=957</guid>
			<description><![CDATA[Yunus Emre <br />
<br />
(1241?-1321?) Hayatı hakkında kesin bilgimiz yoktur. Son araştırmalara göre 1240/41 ile 1320/21 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Şiirlerinden ve hayatı hakkında yazılıp anlatılagelen menkıbelere göre; iyi bir eğitim görmüştür. Taptuk Emre'nin dergâhına kapılanmış, orada tasavvuf terbiyesinden geçmiştir. Halkı irşad etmek amacıyla diyar diyar dolaştı. Şiirleriyle irşad görevini sürdürdü. Mevlânâ ile görüştü. Yıllar süren gurbet hayatından sonra doğduğu köye, Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy'e döndü. Orada vefat etti. Sonradan burada kendisi için bir anıt mezar yapıldı. Anadolu'nun birçok yerinde kabri ya da makamı olduğu rivayetleri vardır. Yunus, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiştir. Kullandığı Türkçe, işlediği temalar, şiirindeki sadelik ve yalınlık, onun ne denli büyük bir şair olduğunu ispat etmeye yeter. Bazı şiirlerinde aruzu da deneyen Yunus, asıl şiir kabiliyetini heceyle yazdığı ilahî, nefes ve semaî türü şiirlerinde ortaya koymuştur. Şiirleri bir çok araştırmacı tarafından derlenip toplanmış ve yayınlanmıştır. Dîvân'ının karşılaştırmalı metni Dr. Mustafa Tatçı tarafından basılmıştır.<br />
<br />
GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ<br />
<br />
Gönlüm düştü bir sevdaya gel gör beni aşk neyledi<br />
Başımı verdim kavgaya gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ben yürürüm yana yana aşk boyadı beni kana<br />
Ne âkilem ne divâne gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ben yürürüm ilden ile dost sorarım dilden dile<br />
Gurbette hâlim kim bile gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Benzim sarı gözlerim yaş bağrım pâre yüreğim baş<br />
Hâlim bilen dertli kardaş gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Gurbet ilinde yürürüm dostu düşümde görürüm<br />
Uyanıp Mecnûn olurum gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Gâh tozarım yerler gibi gâh eserim yeller gibi<br />
Gâh çağlarım seller gibi gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Akar sulayın çağlarım dertli ciğerim dağlarım<br />
Şeyhim anuban ağlarım gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ya elim al kaldır beni ya vaslına erdir beni<br />
Çok ağlattın güldür beni gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ben Yûnus-ı bî-çâreyim başdan ayağa yareyim<br />
Dost ilinde avareyim gel gör beni aşk neyledi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yunus Emre <br />
<br />
(1241?-1321?) Hayatı hakkında kesin bilgimiz yoktur. Son araştırmalara göre 1240/41 ile 1320/21 yılları arasında yaşadığı kabul edilmektedir. Şiirlerinden ve hayatı hakkında yazılıp anlatılagelen menkıbelere göre; iyi bir eğitim görmüştür. Taptuk Emre'nin dergâhına kapılanmış, orada tasavvuf terbiyesinden geçmiştir. Halkı irşad etmek amacıyla diyar diyar dolaştı. Şiirleriyle irşad görevini sürdürdü. Mevlânâ ile görüştü. Yıllar süren gurbet hayatından sonra doğduğu köye, Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy'e döndü. Orada vefat etti. Sonradan burada kendisi için bir anıt mezar yapıldı. Anadolu'nun birçok yerinde kabri ya da makamı olduğu rivayetleri vardır. Yunus, Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiştir. Kullandığı Türkçe, işlediği temalar, şiirindeki sadelik ve yalınlık, onun ne denli büyük bir şair olduğunu ispat etmeye yeter. Bazı şiirlerinde aruzu da deneyen Yunus, asıl şiir kabiliyetini heceyle yazdığı ilahî, nefes ve semaî türü şiirlerinde ortaya koymuştur. Şiirleri bir çok araştırmacı tarafından derlenip toplanmış ve yayınlanmıştır. Dîvân'ının karşılaştırmalı metni Dr. Mustafa Tatçı tarafından basılmıştır.<br />
<br />
GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ<br />
<br />
Gönlüm düştü bir sevdaya gel gör beni aşk neyledi<br />
Başımı verdim kavgaya gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ben yürürüm yana yana aşk boyadı beni kana<br />
Ne âkilem ne divâne gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ben yürürüm ilden ile dost sorarım dilden dile<br />
Gurbette hâlim kim bile gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Benzim sarı gözlerim yaş bağrım pâre yüreğim baş<br />
Hâlim bilen dertli kardaş gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Gurbet ilinde yürürüm dostu düşümde görürüm<br />
Uyanıp Mecnûn olurum gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Gâh tozarım yerler gibi gâh eserim yeller gibi<br />
Gâh çağlarım seller gibi gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Akar sulayın çağlarım dertli ciğerim dağlarım<br />
Şeyhim anuban ağlarım gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ya elim al kaldır beni ya vaslına erdir beni<br />
Çok ağlattın güldür beni gel gör beni aşk neyledi<br />
<br />
Ben Yûnus-ı bî-çâreyim başdan ayağa yareyim<br />
Dost ilinde avareyim gel gör beni aşk neyledi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ümit Yaşar Oğuzcan]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=956</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:47:16 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=956</guid>
			<description><![CDATA[Ümit Yaşar Oğuzcan<br />
<br />
22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus&#8217;ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi&#8217;ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası&#8217;na girerek Adana, Ankara ve İstanbul&#8217;da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul&#8217;da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.<br />
<br />
Şiire 1940&#8217;da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975&#8217;te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairidir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973&#8217;te büyük oğlu Vedat&#8217;ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.4 kasım 1984 tarihinde öldü.<br />
<br />
1967&#8217;ye kadar ki hayatı, eserleri hakkında yazılanlardan seçmeler &#8220;Ümit Yaşar/25. Sanat Yılı Jübilesi&#8221; adlı bir kitaptadır.<br />
<br />
<br />
ESERLERİ<br />
Çoğu dört beş kere basılmış 33 şiir kitabının ilk baskı yıllarına göre isimleri: İnsanoğlu (1947), Dolmuş (1955), Aşkımızın Son Çarşambası (1955), Bir Daha Ölmek (1956), Kör Ayna (1957), İki Kişiye Bir Dünya (1957), Beni Unutma (ilk yedi kitabından seçmeler, 1959), Karanlığın Gözleri (1960), Akıllı Maymunlar (1960), Seninle Ölmek İstiyorum (1960), Üstüme Varma İstanbul (1961), Sahibini Arayan Mektuplar (1961), Yeni Dünya Rekoru (1961), Sevenler Ölmez (1962), Çigan Gözler (1962), Ötesi Yok (1963), Hüzün Şarkıları (1963), Bir Gün Anlarsın (1965), Sadrazamın Sol Kulağı (1965), Mihribana Şiirler (1965), Taşlar ve Başlar (1966), Seni Sevmek (1966), İnşallahla Maşallah (1966), Toprak Olana Kadar (1968), Göbek Davası (1968), Ben Seni Sevdim mi (1968), Halktan Yana (1969), Aşk mıydı O (1969), Önce Sen Sonra Ben (1971), Rubailer (1972), Yalan Bitti (1975), En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978), Dikiz Aynası (yergi şiirleri, 1982), <br />
<br />
Acılar Denizi (1977) isimli kitabı, son kitabı dışında bütün şiirlerinden seçmeler kitabıdır. Diğer seçme şiirler kitabı Şiirle 40 Yıl (1982) adını taşıyor. Bütün Şiirleri Özgür Yayınları&#8217;nda basılıyor (4 cilt, 1982-1984).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ümit Yaşar Oğuzcan<br />
<br />
22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus&#8217;ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi&#8217;ni bitirdi (1946); Türkiye İş Bankası&#8217;na girerek Adana, Ankara ve İstanbul&#8217;da çalıştı, otuz yılını doldurunca Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, emekliliğini istedi, ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul&#8217;da kendi adını taşıyan sanat galerisi kurdu.<br />
<br />
Şiire 1940&#8217;da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975&#8217;te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairidir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973&#8217;te büyük oğlu Vedat&#8217;ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.4 kasım 1984 tarihinde öldü.<br />
<br />
1967&#8217;ye kadar ki hayatı, eserleri hakkında yazılanlardan seçmeler &#8220;Ümit Yaşar/25. Sanat Yılı Jübilesi&#8221; adlı bir kitaptadır.<br />
<br />
<br />
ESERLERİ<br />
Çoğu dört beş kere basılmış 33 şiir kitabının ilk baskı yıllarına göre isimleri: İnsanoğlu (1947), Dolmuş (1955), Aşkımızın Son Çarşambası (1955), Bir Daha Ölmek (1956), Kör Ayna (1957), İki Kişiye Bir Dünya (1957), Beni Unutma (ilk yedi kitabından seçmeler, 1959), Karanlığın Gözleri (1960), Akıllı Maymunlar (1960), Seninle Ölmek İstiyorum (1960), Üstüme Varma İstanbul (1961), Sahibini Arayan Mektuplar (1961), Yeni Dünya Rekoru (1961), Sevenler Ölmez (1962), Çigan Gözler (1962), Ötesi Yok (1963), Hüzün Şarkıları (1963), Bir Gün Anlarsın (1965), Sadrazamın Sol Kulağı (1965), Mihribana Şiirler (1965), Taşlar ve Başlar (1966), Seni Sevmek (1966), İnşallahla Maşallah (1966), Toprak Olana Kadar (1968), Göbek Davası (1968), Ben Seni Sevdim mi (1968), Halktan Yana (1969), Aşk mıydı O (1969), Önce Sen Sonra Ben (1971), Rubailer (1972), Yalan Bitti (1975), En Eski Yalnızlığımdın Sen Benim (1978), Dikiz Aynası (yergi şiirleri, 1982), <br />
<br />
Acılar Denizi (1977) isimli kitabı, son kitabı dışında bütün şiirlerinden seçmeler kitabıdır. Diğer seçme şiirler kitabı Şiirle 40 Yıl (1982) adını taşıyor. Bütün Şiirleri Özgür Yayınları&#8217;nda basılıyor (4 cilt, 1982-1984).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ülkü Tamer]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=955</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:46:34 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=955</guid>
			<description><![CDATA[1937 yılında Gaziantep&#8217;te doğdu.İstanbul&#8217; da Robert Kolej&#8217; i bitirdi (1958), Gazetecilik Enstitüsü&#8217; nde okudu, özel tiyatrolarda aktörlük etti (1964-68), çevirmenlik yaptı, Milliyet,<br />
Karacan yayınlarını yönetti.<br />
<br />
ESERLERİ<br />
Basılı ilk kitabı bir perdelik oyunu idi, oniki yaşında yazmıştı (Duygular Konuşuyor, 1948). Sanat dergilerinde ilk şiiri Kaynak&#8217; ta çıktı (Eylül, 1954).<br />
Şiir ve kitap çevirileriyle tanınan, Edith Hamilton&#8217;dan Mitologya çevirisiyle Türk Dil Kurumu 1965 Çeviri Ödülü&#8217; nü kazanmış olan Tamer, İkinci Yeni<br />
doğrultusunda kendi şiirlerini şu kitaplarda topladı: Soğuk Otların Altında (1959), Gök Onları Yanıltmaz (1960), Ezra ile Gary (1962), Virgülün Başından<br />
Geçenler (1965), İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966; Yeditepe 1962 Şiir Armağanı&#8217;nı kazanmıştı), Sıragöller (1974), Seçme Şiirler (şiirlerinden<br />
seçmeler, 1981). Toplu şiirlerini Yanardağın Üstündeki Kuş (1986) adlı kitabında topladı.<br />
Çağdaş Latin Amerika Şiir Antolojisi (1982)&#8217;ni hazırladı. Hikâyelerini derlediği Alleben Öyküleri (1991) ile 1991 Yunus Nadi Öykü Armağanı&#8217; nı kazandı.<br />
Alleben Anıları (1997) isimli kitabında çocukluk hatıralarını topladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1937 yılında Gaziantep&#8217;te doğdu.İstanbul&#8217; da Robert Kolej&#8217; i bitirdi (1958), Gazetecilik Enstitüsü&#8217; nde okudu, özel tiyatrolarda aktörlük etti (1964-68), çevirmenlik yaptı, Milliyet,<br />
Karacan yayınlarını yönetti.<br />
<br />
ESERLERİ<br />
Basılı ilk kitabı bir perdelik oyunu idi, oniki yaşında yazmıştı (Duygular Konuşuyor, 1948). Sanat dergilerinde ilk şiiri Kaynak&#8217; ta çıktı (Eylül, 1954).<br />
Şiir ve kitap çevirileriyle tanınan, Edith Hamilton&#8217;dan Mitologya çevirisiyle Türk Dil Kurumu 1965 Çeviri Ödülü&#8217; nü kazanmış olan Tamer, İkinci Yeni<br />
doğrultusunda kendi şiirlerini şu kitaplarda topladı: Soğuk Otların Altında (1959), Gök Onları Yanıltmaz (1960), Ezra ile Gary (1962), Virgülün Başından<br />
Geçenler (1965), İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966; Yeditepe 1962 Şiir Armağanı&#8217;nı kazanmıştı), Sıragöller (1974), Seçme Şiirler (şiirlerinden<br />
seçmeler, 1981). Toplu şiirlerini Yanardağın Üstündeki Kuş (1986) adlı kitabında topladı.<br />
Çağdaş Latin Amerika Şiir Antolojisi (1982)&#8217;ni hazırladı. Hikâyelerini derlediği Alleben Öyküleri (1991) ile 1991 Yunus Nadi Öykü Armağanı&#8217; nı kazandı.<br />
Alleben Anıları (1997) isimli kitabında çocukluk hatıralarını topladı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Umer İpçi]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=954</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:46:12 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=954</guid>
			<description><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
Bahçesaray'da doğan  (1897-1955) edebiyatın hemen her türünde eserler vermiştir. Şiirleri, hikayeleri, tiyatro eserleri, makaleleri ve tercüme eserleri bulunan İpçi'nin, bu eserlerinde savaşın getirdiği büyük sıkıntılar ve açlık; Kırım tarihi, Kırım halkının yaşadığı acılar işlenmiştir. 1917 yılında yazdığı "Gazi Mansur" isimli şiirinden sonra "Alim" (1925), "Nenkecan Hanım" (1926), "Şain Giray" (1929) isimli tiyatro eserlerinde ve "Tair ile Zöre" (1927), "Taraktaşlı Seitoğlu Seydamet" (1930) gibi eserlerinde tarihi konuları işlemesi ayrıca gene konularını tarihten alan "Alim Kırım Yiğidi" isimli film senaryosu ile "Alim" romanını yazmaya başladığının İleri gazetesinde (1930, N 7, c.14) resmen ilan edilmesi, 1927-1928 yıllarında işletilmeye başlayan çarkın, İpçi'yi de pençesine almasına ve iki üç yıl önce birlikte çalıştığı arkadaşlarının suçlamalarının gazete sayfalarını doldurmaya başlamasına sebep olmuştur. , 24 Eylül 1937 tarihli "Yaş Kuvet" gazetesinde bazı Kırımlı yazar ve şairlerle birlikte o günün moda suçlaması burjuva milliyetçiliğiyle suçlanır. Bunun akabindede 23 Ekim 1937 tarihinde on iki hapis cezası verilir. Pek çok şiir, hikaye, tiyatro, makale yazan , dünya ve Rus klasiklerinden tercümeler de yapmıştır.<br />
<br />
Şair şiirlerinde cemiyetteki haksızlığa ve adaletsizliğe karşı insanların mücadele etmeleri gerektiğini vurgular. "Medrese", "Evlere Bakkanda", "Kimden Yardım?", İpçi'nin ilk şiirlerindendir. Ekim inkılabından sonra yazdığı "Balıkçılar", "Cigitke", "Deniz" gibi şiirlerinde inkılapla ilgili duygularını anlatır. Şairin şiirleri, 1926'da "Şark Kadınlığı", 1928'de "Küreş İçün" adlı şiir kitaplarında yer alır.<br />
<br />
Hikayelerinde halkın yaşadığı hayatı tarafsız ve realist bir şekilde ifade eden , yaptığı yeniliklerle Kırım nesrinin seviyesini yükseltmiştir. 1917'de "Arkadaş ve Yoldaş" isimli kolhoz dergisinde hikayeleri çıkan İpçi, aynı sene "Bosağa" adlı hikayesini de yazmıştır. İpçi, 1924'te "Açlık Hatireleri", 1925'te "Traktör", "Küreş" 1927'de "Avcı", "İlki Bolşevik" gibi hikayelerini Kırım edebiyatına kazandırmıştır.<br />
<br />
İpçi'nin Kırım dram ve tiyatrosunun gelişmesinde de çok büyük hizmetleri olmuştur. , tiyatro yazarı olmanın yanında rejisör olarak da tiyatronun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Yazar, "Faişe", "Alim" (1924); "Nenkecan Hanım" (1926); "Motor", "Ayınıklar", "Azat Halk" (1930), "Şaingeray" (1929), "Düşman" (1933) gibi eserleri tiyatroya kazandırmıştır.<br />
<br />
Dil ve edebiyat meselelerine çok önem veren İpçi, edebi dil konusunda açılan tartışmalara katılarak bu konuda pek çok makale yazmıştır. "Bizde İmla Meselesi" (1923), "Til ve İmla", "Yazı Meselesi", "İmla ve Til Konferentsiyası Münasebetiyle" (1924) adlı makaleleri edebi dil konusunda yazılmıştır. Ayrıca "Kırım Mektepleri" (1926), "İftira Değil Hakikat" (1926) isimli makaleleri okullarda okutulan dil ve edebiyat dersleriyle ilgilidir. "Nefis Edebiyat Tercümesi" (1932), "Edebiyatımızın Muvaffakiyetleri ve Bazı Eksiklikleri" (1935; "Edebiyatta Eksiklikler Yok Edilmeli" (1934) gibi makalelerinde Kırım yazarlarının vazifeleri hakkındaki görüşlerini belirtir. "Teatr Ömürinde" (1925), "Köyde Teatr İşlerimizi" (1932), "Milli Opera" (1937) isimli makaleleriyle tiyatronun gelişmesini engelleyen problemleri ortaya koyarak eksiklikleri ve yapılması gereken işleri gösterir.<br />
<br />
Bütün propagandist tavırlarına rağmen, Stalin'in zulmune uğradı<br />
<br />
, halkın sosyalizmin getirdiği yeniliklere uyum sağlaması maksadıyla yaptığı bunca edebi çalışmaya rağmen, Stalin'in gazabından kurtulamayarak sürgünlerde, kamplarda her türlü azap, işkence, mahrumiyet çektikten sonra 1955'te Tomsk şehrinde ölür.<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
Bahçesaray'da doğan  (1897-1955) edebiyatın hemen her türünde eserler vermiştir. Şiirleri, hikayeleri, tiyatro eserleri, makaleleri ve tercüme eserleri bulunan İpçi'nin, bu eserlerinde savaşın getirdiği büyük sıkıntılar ve açlık; Kırım tarihi, Kırım halkının yaşadığı acılar işlenmiştir. 1917 yılında yazdığı "Gazi Mansur" isimli şiirinden sonra "Alim" (1925), "Nenkecan Hanım" (1926), "Şain Giray" (1929) isimli tiyatro eserlerinde ve "Tair ile Zöre" (1927), "Taraktaşlı Seitoğlu Seydamet" (1930) gibi eserlerinde tarihi konuları işlemesi ayrıca gene konularını tarihten alan "Alim Kırım Yiğidi" isimli film senaryosu ile "Alim" romanını yazmaya başladığının İleri gazetesinde (1930, N 7, c.14) resmen ilan edilmesi, 1927-1928 yıllarında işletilmeye başlayan çarkın, İpçi'yi de pençesine almasına ve iki üç yıl önce birlikte çalıştığı arkadaşlarının suçlamalarının gazete sayfalarını doldurmaya başlamasına sebep olmuştur. , 24 Eylül 1937 tarihli "Yaş Kuvet" gazetesinde bazı Kırımlı yazar ve şairlerle birlikte o günün moda suçlaması burjuva milliyetçiliğiyle suçlanır. Bunun akabindede 23 Ekim 1937 tarihinde on iki hapis cezası verilir. Pek çok şiir, hikaye, tiyatro, makale yazan , dünya ve Rus klasiklerinden tercümeler de yapmıştır.<br />
<br />
Şair şiirlerinde cemiyetteki haksızlığa ve adaletsizliğe karşı insanların mücadele etmeleri gerektiğini vurgular. "Medrese", "Evlere Bakkanda", "Kimden Yardım?", İpçi'nin ilk şiirlerindendir. Ekim inkılabından sonra yazdığı "Balıkçılar", "Cigitke", "Deniz" gibi şiirlerinde inkılapla ilgili duygularını anlatır. Şairin şiirleri, 1926'da "Şark Kadınlığı", 1928'de "Küreş İçün" adlı şiir kitaplarında yer alır.<br />
<br />
Hikayelerinde halkın yaşadığı hayatı tarafsız ve realist bir şekilde ifade eden , yaptığı yeniliklerle Kırım nesrinin seviyesini yükseltmiştir. 1917'de "Arkadaş ve Yoldaş" isimli kolhoz dergisinde hikayeleri çıkan İpçi, aynı sene "Bosağa" adlı hikayesini de yazmıştır. İpçi, 1924'te "Açlık Hatireleri", 1925'te "Traktör", "Küreş" 1927'de "Avcı", "İlki Bolşevik" gibi hikayelerini Kırım edebiyatına kazandırmıştır.<br />
<br />
İpçi'nin Kırım dram ve tiyatrosunun gelişmesinde de çok büyük hizmetleri olmuştur. , tiyatro yazarı olmanın yanında rejisör olarak da tiyatronun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Yazar, "Faişe", "Alim" (1924); "Nenkecan Hanım" (1926); "Motor", "Ayınıklar", "Azat Halk" (1930), "Şaingeray" (1929), "Düşman" (1933) gibi eserleri tiyatroya kazandırmıştır.<br />
<br />
Dil ve edebiyat meselelerine çok önem veren İpçi, edebi dil konusunda açılan tartışmalara katılarak bu konuda pek çok makale yazmıştır. "Bizde İmla Meselesi" (1923), "Til ve İmla", "Yazı Meselesi", "İmla ve Til Konferentsiyası Münasebetiyle" (1924) adlı makaleleri edebi dil konusunda yazılmıştır. Ayrıca "Kırım Mektepleri" (1926), "İftira Değil Hakikat" (1926) isimli makaleleri okullarda okutulan dil ve edebiyat dersleriyle ilgilidir. "Nefis Edebiyat Tercümesi" (1932), "Edebiyatımızın Muvaffakiyetleri ve Bazı Eksiklikleri" (1935; "Edebiyatta Eksiklikler Yok Edilmeli" (1934) gibi makalelerinde Kırım yazarlarının vazifeleri hakkındaki görüşlerini belirtir. "Teatr Ömürinde" (1925), "Köyde Teatr İşlerimizi" (1932), "Milli Opera" (1937) isimli makaleleriyle tiyatronun gelişmesini engelleyen problemleri ortaya koyarak eksiklikleri ve yapılması gereken işleri gösterir.<br />
<br />
Bütün propagandist tavırlarına rağmen, Stalin'in zulmune uğradı<br />
<br />
, halkın sosyalizmin getirdiği yeniliklere uyum sağlaması maksadıyla yaptığı bunca edebi çalışmaya rağmen, Stalin'in gazabından kurtulamayarak sürgünlerde, kamplarda her türlü azap, işkence, mahrumiyet çektikten sonra 1955'te Tomsk şehrinde ölür.<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tuna Kiremitçi]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=953</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:45:52 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=953</guid>
			<description><![CDATA[,1973^te Eskişehir^de doğdu. İlk şiirleri Galatasaray yıllarında Varlık^ta yayınlandı (1991). Önceki kitabı, 1994 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülünü kazanmış şiirlerini de içeren Ayabakanlar^dır (Oğlak Yayınları, 1994), Edebiyatın yanı sıra Kumdan Kaleler Topluluğu^yla birlikte rock çalışmaları da yapan Kiremitçi,  MSÜ Sinema-TV Enstitüsü^nde lisans düzeyinde eğitim görmüştür.<br />
<br />
Kitabı oluşturan şiirler, 1994-1998 yılları arasında, Kadıköy, Küçükesat ve Ortaköy^de yazılmışlardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[,1973^te Eskişehir^de doğdu. İlk şiirleri Galatasaray yıllarında Varlık^ta yayınlandı (1991). Önceki kitabı, 1994 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülünü kazanmış şiirlerini de içeren Ayabakanlar^dır (Oğlak Yayınları, 1994), Edebiyatın yanı sıra Kumdan Kaleler Topluluğu^yla birlikte rock çalışmaları da yapan Kiremitçi,  MSÜ Sinema-TV Enstitüsü^nde lisans düzeyinde eğitim görmüştür.<br />
<br />
Kitabı oluşturan şiirler, 1994-1998 yılları arasında, Kadıköy, Küçükesat ve Ortaköy^de yazılmışlardır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şükran Kurdakul]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=952</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:45:37 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=952</guid>
			<description><![CDATA[1927 yılında İstanbul'da doğdu. İlk şiirlerini Tomurcuk'' (1943) ile Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri'' (1944) adlı kitaplarında topladı. İzmir Belediyesi'nde memur, İstanbul'da Ziraat Bankası'nda depo ve muhasebe memuru olarak çalışan Kurdakul, 1953 yılında siyasi gerekçelerle iki yıl tutuklu kaldı. Kurdakul, 1961'de yönetim kuruluna seçildiği Türk Edebiyatçılar Birliği'nin iki dönem genel sekreterliğini üstlendi. 1977&#8217;de Türkiye Yazarlar Sendikası'nın (TYS) yönetim kuruluna giren ve daha sonra ikinci başkanlığa getirilen Kurdakul, 1988'de PEN Yazarlar Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı ve 1991-1997 yılları arasında derneğin başkanlığını yaptı. 15 Aralık 2004 tarihinde İstanbul'da vefat etti.<br />
<br />
Şiirin yanı sıra deneme ve öykü türlerinde de eserler veren Kurdakul'un en önemli eserleri arasında &#8216;Şairler ve Yazarlar Sözlüğü' ile &#8216;Çağdaş Türk Edebiyatı' adlı çalışması bulunuyor. <br />
<br />
 öldü <br />
Zaman 16.12.2004 <br />
<br />
Şair ve yazar , 77 yaşında hayata veda etti. İstanbul'da, Kızıltoprak'taki evinde ölen Kurdakul'un cenazesi, bugün Kızıltoprak Zühtüpaşa Camii'nde öğleyin kılınacak namazın ardından Sahrayıcedit Mezarlığı'nda toprağa verilecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1927 yılında İstanbul'da doğdu. İlk şiirlerini Tomurcuk'' (1943) ile Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri'' (1944) adlı kitaplarında topladı. İzmir Belediyesi'nde memur, İstanbul'da Ziraat Bankası'nda depo ve muhasebe memuru olarak çalışan Kurdakul, 1953 yılında siyasi gerekçelerle iki yıl tutuklu kaldı. Kurdakul, 1961'de yönetim kuruluna seçildiği Türk Edebiyatçılar Birliği'nin iki dönem genel sekreterliğini üstlendi. 1977&#8217;de Türkiye Yazarlar Sendikası'nın (TYS) yönetim kuruluna giren ve daha sonra ikinci başkanlığa getirilen Kurdakul, 1988'de PEN Yazarlar Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı ve 1991-1997 yılları arasında derneğin başkanlığını yaptı. 15 Aralık 2004 tarihinde İstanbul'da vefat etti.<br />
<br />
Şiirin yanı sıra deneme ve öykü türlerinde de eserler veren Kurdakul'un en önemli eserleri arasında &#8216;Şairler ve Yazarlar Sözlüğü' ile &#8216;Çağdaş Türk Edebiyatı' adlı çalışması bulunuyor. <br />
<br />
 öldü <br />
Zaman 16.12.2004 <br />
<br />
Şair ve yazar , 77 yaşında hayata veda etti. İstanbul'da, Kızıltoprak'taki evinde ölen Kurdakul'un cenazesi, bugün Kızıltoprak Zühtüpaşa Camii'nde öğleyin kılınacak namazın ardından Sahrayıcedit Mezarlığı'nda toprağa verilecek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şamil Aladin]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=951</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:45:26 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=951</guid>
			<description><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
İkinci Dünya savaşından önce daha Kırım'da yaşama hakkına sahipken şiir ve hikayeleri yayımlanmaya başlayan Şamil Alâdin (1912), romanlar, hikayeler, deneme türü yazılar ve makaleleri ile Kırım Türk edebiyatının gelişmesi açısından oldukça önemli bir şahsiyettir. <br />
<br />
Yazarın konularını gerçek hayattan alan 1957 yılında "Teselli" ve Çauş Oğlu" isimli hikayeleri, 1961 yılında "Eger Sevsen", 1969'da "Rüzgardan sallangan Fenerler" isimli romanları neşredilmiştir. Şamil Alâdin daha sonra "Elmaz" ve "Furtuna Tıngan Son" adlı hikayelerini yazmıştır. <br />
<br />
Şamil Alâldin'in 1979 yılında yazdığı "İblisnin Ziyafetine Davet" isimli hikayesinde ise; 1913 yılında vahşice öldürülen Usein Şamil Toktargazi'nin hayatı tarihi belgelere dayandırılarak işlenmiştir. <br />
<br />
Yazarın Kırım edebiyatının bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonraki dönemini inceleyen yazılarının toplandığı "Yüksek Hizmet" (1983) isimli eseri, Kırım edebiyatı tarihi açısından önemli bir açığı kapatan bir eser olarak oldukça önemlidir.<br />
<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
İkinci Dünya savaşından önce daha Kırım'da yaşama hakkına sahipken şiir ve hikayeleri yayımlanmaya başlayan Şamil Alâdin (1912), romanlar, hikayeler, deneme türü yazılar ve makaleleri ile Kırım Türk edebiyatının gelişmesi açısından oldukça önemli bir şahsiyettir. <br />
<br />
Yazarın konularını gerçek hayattan alan 1957 yılında "Teselli" ve Çauş Oğlu" isimli hikayeleri, 1961 yılında "Eger Sevsen", 1969'da "Rüzgardan sallangan Fenerler" isimli romanları neşredilmiştir. Şamil Alâdin daha sonra "Elmaz" ve "Furtuna Tıngan Son" adlı hikayelerini yazmıştır. <br />
<br />
Şamil Alâldin'in 1979 yılında yazdığı "İblisnin Ziyafetine Davet" isimli hikayesinde ise; 1913 yılında vahşice öldürülen Usein Şamil Toktargazi'nin hayatı tarihi belgelere dayandırılarak işlenmiştir. <br />
<br />
Yazarın Kırım edebiyatının bilhassa İkinci Dünya Savaşından sonraki dönemini inceleyen yazılarının toplandığı "Yüksek Hizmet" (1983) isimli eseri, Kırım edebiyatı tarihi açısından önemli bir açığı kapatan bir eser olarak oldukça önemlidir.<br />
<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şakir Selimov]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=950</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:45:17 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=950</guid>
			<description><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
Son dönem Kırım şairleri içinde en önemli yerlerden birini işgal eden  (1942), halkından hiçbir dönemde kopmamış, onun bütün problemlerini, meselelerini yüreğinin derinliklerin de hissetmiş, bu özelliğiyle de milletine tercüman olmuştur. Şair 1987 yılında yazdığı "Bar Küçnen" adlı manzumesi ile sürgünde yaşayan bu milleti bağışladıklarını ilan ettikleri halde çıkan gazete ve dergilerde tek bir harfin bile hesabını soran zihniyete baş kaldırmış ve bu isyanı başarılı olmuştur.<br />
Şakir Selim'in ilk eseri "Akbardak" (1974) adlı şiir kitabıdır. Şair bu eserde yer alan şiirlerinde, ideallerine sadık kalarak, bunlar için sonuna kadar mücadele edenlerin hiçbir zaman unutulmayacaklarını işlemektedir.<br />
<br />
"Duygularım" (1979), "Sevgi Alevi" (1981), "Uyanuv" (1986), "Tüşünce" (1997) isimli şiir kitapları da, şairin lirik şiirinin temsilcilerinden olduğu göstermektedir.<br />
<br />
Kutlu Doğum Haftası'nda birincilik aldı<br />
<br />
Şakir Selim 1996 yılında "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle bütün Türk devlet ve toplulukları şairleri arasında Ankara'da düzenlenen şiir yarışmasında birincilik, gene aynı yıl Türkiye'de Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen Türk Dünyası Uluslar arası Şiir Festivali'nde "Arif Nihat Asya" şiir ödülünü almıştır.<br />
<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
Son dönem Kırım şairleri içinde en önemli yerlerden birini işgal eden  (1942), halkından hiçbir dönemde kopmamış, onun bütün problemlerini, meselelerini yüreğinin derinliklerin de hissetmiş, bu özelliğiyle de milletine tercüman olmuştur. Şair 1987 yılında yazdığı "Bar Küçnen" adlı manzumesi ile sürgünde yaşayan bu milleti bağışladıklarını ilan ettikleri halde çıkan gazete ve dergilerde tek bir harfin bile hesabını soran zihniyete baş kaldırmış ve bu isyanı başarılı olmuştur.<br />
Şakir Selim'in ilk eseri "Akbardak" (1974) adlı şiir kitabıdır. Şair bu eserde yer alan şiirlerinde, ideallerine sadık kalarak, bunlar için sonuna kadar mücadele edenlerin hiçbir zaman unutulmayacaklarını işlemektedir.<br />
<br />
"Duygularım" (1979), "Sevgi Alevi" (1981), "Uyanuv" (1986), "Tüşünce" (1997) isimli şiir kitapları da, şairin lirik şiirinin temsilcilerinden olduğu göstermektedir.<br />
<br />
Kutlu Doğum Haftası'nda birincilik aldı<br />
<br />
Şakir Selim 1996 yılında "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle bütün Türk devlet ve toplulukları şairleri arasında Ankara'da düzenlenen şiir yarışmasında birincilik, gene aynı yıl Türkiye'de Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen Türk Dünyası Uluslar arası Şiir Festivali'nde "Arif Nihat Asya" şiir ödülünü almıştır.<br />
<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Suavi Kemal Yazgıç]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=949</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:45:06 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=949</guid>
			<description><![CDATA[Suavi Kemal Yazgıç<br />
<br />
1972'de İstanbul'da doğdu. 1995'e dek dirsekleriyle okul sıralarını çürütme teşebbüsünde bulunduktan sonra üstünde diploma yazan bir kağıtla üniversiteyi terk etti. Yazıları, şiirleri ve hikayeleri Ülke, Yedi İklim, Dergah, Kırklar, Yeni Dergi, Eksen, Bu Ülkenin Çocukları, Martı, Kanat ve benzeri pek çok dergide yayınlandı. Ayrıca Sağduyu, Yeni Şafak gazetelerinde de yazdı. Haftalık İntermedya Ekonomi dergisinde muhabirlik yapan  halen Gerçek Hayat Dergisinde çalışıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Suavi Kemal Yazgıç<br />
<br />
1972'de İstanbul'da doğdu. 1995'e dek dirsekleriyle okul sıralarını çürütme teşebbüsünde bulunduktan sonra üstünde diploma yazan bir kağıtla üniversiteyi terk etti. Yazıları, şiirleri ve hikayeleri Ülke, Yedi İklim, Dergah, Kırklar, Yeni Dergi, Eksen, Bu Ülkenin Çocukları, Martı, Kanat ve benzeri pek çok dergide yayınlandı. Ayrıca Sağduyu, Yeni Şafak gazetelerinde de yazdı. Haftalık İntermedya Ekonomi dergisinde muhabirlik yapan  halen Gerçek Hayat Dergisinde çalışıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sıdıka Yüksel]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=948</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:44:57 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=948</guid>
			<description><![CDATA[Şair. 1940 yılında Hatay&#8216;da doğar. Özel tahsil görür. Türkmen Kızı lakabıyla tanınan , Allah, vatan ve millet sevgisini şiirlerinde işler. Bizim Anadolu Gazetesi&#8216;nin daimi yazarlarından biri olur. 500&#8216;ü aşkın şiiri vardır. Mehmet Akif Ersoy, Arif Nihat Asya ve Yahya Kemal&#8216;i kendisine örnek olarak alır. Şiirlerinden &#8216;Yolların tükendiği yer&#8216;, &#8216;Şeker misin kaymak mısın&#8216;, &#8216;Gözlerimde&#8216;, &#8216;Sıla Özlemi&#8216;ini İstanbul Belediyesi Konservatuvarı mensuplarından Hasan Şanlıtürk besteler. Bir banka memuru ile evlenen , Gönül, Mehmet ve Perihan&#8216; ın annesidir. Gebze Darıca&#8216;da, Yeni Mahalle Sıraselviler Sokağı&#8216;nda oturdu. 1976 senesinde, Milli Mücadeleciler&#8216;in Otağ Matbaası tarafından basılan &#8216;Türkmen Kızının Sazından&#8216; adlı bir şiir kitabı bulunuyor. <br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
Türkmen Kızı  <br />
Hüdavendigar Onur<br />
<br />
İlhan Darendelioğlu,  hakkında kaleme aldığı bir yazısında, şöyle diyor: &#8220;Türk&#8216;ün, Türkiye&#8216;mizin güzelliğini, asaletini ve hasletlerini dile getiren şiirleri vardır ki, adı ayyuka çıkmış değme şöhretli şairlerimizin şiirleriyle boy ölçüşebilecek güzelliktedir. Onları okuyunca edebiyat dergilerimizde bir kısım şair kırıntılarının içli- edebi diye yutturulmağa çalışılan mısralarının cılızlığı ve saçmalıklarını daha iyi anlayacaksımız.  bacımızı candan tebrik ederim.&#8220; <br />
<br />
Türkmen Kızı ile bir söyleşi yapan Ayşe Gülden de, örnek bir Anadolu kadını olarak gösterdiği  hakkında şöyle diyor: &#8220;Aynı zamanda numune bir Türk annesi idi. Yaşayışı ve aile hayatı ile milli ölçülerden yana tam bir Türk ve Anadolu hayatını yansıtan  ablamız, çocuklarının da milli ölçüler içerisinde inançlı ve hayırlı insanlar olarak yetişmesi için bütün gücünü kullanıyordu. Ev işlerinden arta kalan zamanlarını memleketin dert ve davaları yolunda şiir ve sanata hasrediyor, ayrıca el işleri ile de uğraşmayı ihmal etmiyordu&#8220; <br />
<br />
, bir şiirinde Anadolu&#8216;ya olan sevgisini &#8220;Beşik gibi garip yurdum / Sallanır kendi kendine / İlkbaharda gelin olur / Allanır kendi kendine / Yaylasında güneş batar / Ovasında keklik öter / Dillenir kendi kendine&#8220; mısralarıyla anlatırken, bir başka şiirinde de Toprak ve Ötesi&#8216;ni şöyle dile getiriyor: &#8220;Hayat ağacında solan yapraklar / Yollara dökülü dökülüverir/ Çağırmaya görsün kara topraklar / Boynumuz bükülü bükülüverir / Gök boşanır kara toprak yarılır / Nazik tenler ak bezlere sarılır / Musallada birkaç sual sorulur / Gönüller irkili irkiliverir&#8220; <br />
Kaynak: Hepimizin Kavgası, Cavid Ersen, Sinan Yayınevi, İstanbul <br />
<br />
HEP SANA DOĞRU <br />
<br />
Çiçeğin gözleri, ışığın dili <br />
Suların akışı hep sana doğru <br />
<br />
İyinin kervanı, doğrunun yolu <br />
Güzelin bakışı hep sana doğru <br />
<br />
Ak seccadelerin renk zirvesinde <br />
Masmavi nakışı hep sana doğru <br />
<br />
Müslüman Türklüğün ufuklarında <br />
Şafağın söküşü hep sana doğru <br />
<br />
Bülbülün konseri bitince dalda <br />
Gülün iç çekişi hep sana doğru <br />
<br />
Garibin yoksulun ve yetimlerin <br />
Boynunu büküşü hep sana doğru <br />
<br />
Hakikat pirinin nur sarayında <br />
Şimşeğin çakışı hep sana doğru! <br />
<br />
Geceli gündüzlü Türkmen Kızı&#8216;nın <br />
İçini döküşü hep sana doğru]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şair. 1940 yılında Hatay&#8216;da doğar. Özel tahsil görür. Türkmen Kızı lakabıyla tanınan , Allah, vatan ve millet sevgisini şiirlerinde işler. Bizim Anadolu Gazetesi&#8216;nin daimi yazarlarından biri olur. 500&#8216;ü aşkın şiiri vardır. Mehmet Akif Ersoy, Arif Nihat Asya ve Yahya Kemal&#8216;i kendisine örnek olarak alır. Şiirlerinden &#8216;Yolların tükendiği yer&#8216;, &#8216;Şeker misin kaymak mısın&#8216;, &#8216;Gözlerimde&#8216;, &#8216;Sıla Özlemi&#8216;ini İstanbul Belediyesi Konservatuvarı mensuplarından Hasan Şanlıtürk besteler. Bir banka memuru ile evlenen , Gönül, Mehmet ve Perihan&#8216; ın annesidir. Gebze Darıca&#8216;da, Yeni Mahalle Sıraselviler Sokağı&#8216;nda oturdu. 1976 senesinde, Milli Mücadeleciler&#8216;in Otağ Matbaası tarafından basılan &#8216;Türkmen Kızının Sazından&#8216; adlı bir şiir kitabı bulunuyor. <br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
Türkmen Kızı  <br />
Hüdavendigar Onur<br />
<br />
İlhan Darendelioğlu,  hakkında kaleme aldığı bir yazısında, şöyle diyor: &#8220;Türk&#8216;ün, Türkiye&#8216;mizin güzelliğini, asaletini ve hasletlerini dile getiren şiirleri vardır ki, adı ayyuka çıkmış değme şöhretli şairlerimizin şiirleriyle boy ölçüşebilecek güzelliktedir. Onları okuyunca edebiyat dergilerimizde bir kısım şair kırıntılarının içli- edebi diye yutturulmağa çalışılan mısralarının cılızlığı ve saçmalıklarını daha iyi anlayacaksımız.  bacımızı candan tebrik ederim.&#8220; <br />
<br />
Türkmen Kızı ile bir söyleşi yapan Ayşe Gülden de, örnek bir Anadolu kadını olarak gösterdiği  hakkında şöyle diyor: &#8220;Aynı zamanda numune bir Türk annesi idi. Yaşayışı ve aile hayatı ile milli ölçülerden yana tam bir Türk ve Anadolu hayatını yansıtan  ablamız, çocuklarının da milli ölçüler içerisinde inançlı ve hayırlı insanlar olarak yetişmesi için bütün gücünü kullanıyordu. Ev işlerinden arta kalan zamanlarını memleketin dert ve davaları yolunda şiir ve sanata hasrediyor, ayrıca el işleri ile de uğraşmayı ihmal etmiyordu&#8220; <br />
<br />
, bir şiirinde Anadolu&#8216;ya olan sevgisini &#8220;Beşik gibi garip yurdum / Sallanır kendi kendine / İlkbaharda gelin olur / Allanır kendi kendine / Yaylasında güneş batar / Ovasında keklik öter / Dillenir kendi kendine&#8220; mısralarıyla anlatırken, bir başka şiirinde de Toprak ve Ötesi&#8216;ni şöyle dile getiriyor: &#8220;Hayat ağacında solan yapraklar / Yollara dökülü dökülüverir/ Çağırmaya görsün kara topraklar / Boynumuz bükülü bükülüverir / Gök boşanır kara toprak yarılır / Nazik tenler ak bezlere sarılır / Musallada birkaç sual sorulur / Gönüller irkili irkiliverir&#8220; <br />
Kaynak: Hepimizin Kavgası, Cavid Ersen, Sinan Yayınevi, İstanbul <br />
<br />
HEP SANA DOĞRU <br />
<br />
Çiçeğin gözleri, ışığın dili <br />
Suların akışı hep sana doğru <br />
<br />
İyinin kervanı, doğrunun yolu <br />
Güzelin bakışı hep sana doğru <br />
<br />
Ak seccadelerin renk zirvesinde <br />
Masmavi nakışı hep sana doğru <br />
<br />
Müslüman Türklüğün ufuklarında <br />
Şafağın söküşü hep sana doğru <br />
<br />
Bülbülün konseri bitince dalda <br />
Gülün iç çekişi hep sana doğru <br />
<br />
Garibin yoksulun ve yetimlerin <br />
Boynunu büküşü hep sana doğru <br />
<br />
Hakikat pirinin nur sarayında <br />
Şimşeğin çakışı hep sana doğru! <br />
<br />
Geceli gündüzlü Türkmen Kızı&#8216;nın <br />
İçini döküşü hep sana doğru]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Selahattin Yusuf]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=947</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:44:43 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=947</guid>
			<description><![CDATA[1974 yılında Trabzon^da doğdu. 1991 yılında A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi^ne girdi. SBF^de edebiyat ve felsefe ağırlıklı yayım yapan bir okul dergisi olan Mekteb-i Mülkiye^yi dört yıl boyunca arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. İlk şiirleri ve denemeleri bu dergide yayımlandı. Okuldan 1997 yılında mezun olan , aynı yıl Dergâh Yayınları tarafından haftalık olarak yayımlanmaya başlanan Ülke dergisinde kısa bir süre kültür-sanat kritikleri yazdı. Yeni Şafak gazetesinde 1996^dan itibaren popüler kültür eleştirileri yazdı. Yeni Şafak^tan 2000 yılında ayrıldı ve Milli Gazete^de yazmaya başladı. Ancak Milli Gazete^deki serüveni kısa sürdü. Şu anda yalnızca edebiyatla uğraşıyor ve haftalık Gerçek Hayat dergisinde yazmaya devam ediyor. Yazarın daha önce yayımlanmış Sirenleri Taşa Tutun! (Kırkambar Yayınları 1999) ve Şimdiki Zamanın İzinde (Birey Yayınları 2000) adlı iki kitabı bulunmaktadır. İstanbul^da yaşıyor.<br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
^la<br />
^Başka Göklerin Altında^ <br />
Gazete yazılarından tanıdığımız ^la, üç yıllık birikimi sonucu ortaya çıkan yeni kitabı "Başka Göklerin Altında" üzerine konuştuk. Yusuf^la, beslendiği kaynaklardan, hikayelerinde neden dipnot kullandığına, Ankara^da hikaye yazmaktan, gelecekle ilgili planlarına kadar geniş bir yelpazede konuşmaya gayret ettik. <br />
<br />
KİTABIN KÜNYESİ <br />
  <br />
Başka Göklerin Altında, , Şule Yayınları, 2002 İstanbul, 116 s. <br />
SATINALMA BİLGİLERİ  <br />
Melih Bayram DEDE <br />
editor@dergibi.com <br />
<br />
&#8226; &#8220;Başka Göklerin Altında&#8221; bir hikaye kitabı; ancak içinde alışılmış hikaye anlatılarından farklı bir yoğunluk var. Hikaye türüne göre zor okunan, çetrefil bir diliniz var. Bunu, türler arasındaki ilişkiye bakışınızla birlikte ele alabilir miyiz? <br />
Şöyle bir şey var. Bazı arkadaşlardan duyuyorum arada bir. Ben şu türde asla yazmayacağım da mutlaka bu türde yazacağım diyorlar. Böyle kararlar, eğer belli bir tecrübenin sonucunda alınmıyorsa sağlıklı gelmiyor bana. Daha ortaya çıkmadan biçimi belirlenmiş, kadavrası biçilmiş bir duygusal &#8211; düşünsel dünya tasavvur edemiyorum. Türle yazar arasında bir &#8220;seçme-seçilme&#8221; meselesi varsa, yazar türü seçmez; bilâkis tür yazarı seçer, diye düşünmek lazım. Bu, hiç değilse edebiyatın türleri için böyledir. Sizin söylemek istediğiniz öyle şeyler vardır ki, o şeyleri ancak o form içinde ortaya koyabilirsiniz. Eğer o biçimde koymazsanız, boşluk kalır. Tam oturmaz. <br />
<br />
Önce türü seçip ondan sonra yazmaya başlarsanız, biçimle muhteva arasındaki hayatî bağ zedelenmiş olacaktır. Samimiyet daha baştan alabora oluyor demektir. Samimiyeti ben işin merkezine yerleştiriyorum. Gerçekten yazmanın kalkış noktası burası olduğu için de sevinelim. Çünkü böylece yazmak bir suçsuzluk isteğine, bir çocukluk lekesizliğinin sürüp giden talebine dönüşmüş olacaktır. Eğer o Fransızlar yazdıkları şeyi tür kaygısının üzerine çıkarmamış olsalardı yazdıklarından yeni bir tür doğabilir miydi? Aloysius Bertrand, Arthur Rimbaud ve İsidore Ducasse (Lautreamont)^dan bahsediyorum. Kendilerini samimiyetle yazmışlar bu adamlar ve yazdıkları sonradan &#8220;nesir-şiir&#8221; diye anılır olmuş. Sonradan kimse de elini altına sokamamış o metinlerin. Friedrich Nietzsche^nin bir şair mi, yoksa filozof mu olduğu konusunda şu ana kadar bir karara varılamadı. Peki bu onun yazdığı şeylerin kıymetine ne yapabilir? Hiç. <br />
<br />
Ancak bu söylediklerimin, şu anda zaten fazlasıyla var olan kemiksizliği, ciddiyetsizliği ve sululuğu destekleyen yönde en ufak bir tesiri olacaksa, dilimi eşşek arısı soksun. İnsanlar hemen ve şimdi &#8220;yazabileceklerini&#8221; düşünüyorlar. Yazıyorlar da. İçlerini döküyorlar maalesef. İşte &#8220;süne zararlısı&#8221; dediğimiz yazar ve şair tipi böyle vücut buluyor. Gerçek yazının, gerçek edebiyatın üstünü örtüyor bu. Çok önemli ve kilit bir kelime var: &#8220;Kolay&#8221;. Evet, zamanımızın ifsat edici bir ideolojisidir bu. Kolay para, kolay kadın, kolay yemek, kolay sinema, kolay şiir, kolay hikaye, kolay yazar, kolay şair, kolay ulaşım, kolay ısınma, kolay ilişki, kolay evlilik, kolay geçim, kolay makam, kolay bilgi, kolay spor, kolay dünya. İnsanların vücutlarına kolay spor yaptırabilmeleri için elektrikle çalışan aletler sektörünün kurulduğu bir zamandayız, dikkat! <br />
<br />
İnsanlar yirmi yıldır ayak vurup, büyük bir şairimizi-düşünürümüzü anlamadıklarını, bu şairin işi yokuşa sürdüğünü devamlı geveleyip duruyorlar. Düşünün. Onu anlamadıklarını söyleyen gençler, okurlar büyüdüler, &#8220;davayı&#8221; sattılar, yollarını buldular, göbeklendiler, birer yağ bidonuna döndüler ve hala, evet hala utanmadan &#8220;onu anlamıyoruz&#8221; diyorlar. Ama bu sefer seslerinin tonu biraz daha gevşek dikkat ederseniz. Biraz daha güvensiz ve suçlu bir tonda söylüyorlar bunu. Yani işin rengi epeyi değişmiş bulunuyor. O zaman kalın kafalarıyla anlamamışlardı ve bu sonra kalın yürekleriyle anlamamaya dönüştü, giderek kalın ahlaksızlıkları ve banka hesapları yüzünden anlamamaya dönüştü. Dikkat edelim. Burada hayatî bir nokta var. Anlamıyorum diyenler, aslında kendilerine itiraf edemeseler bile, anlamak istemiyorum diyorlar. Bu hep böyle olmuştur. Anlamıyorum diyenler, yaşamın ve dünyanın gizemini kafasındaki eciş bücüş ölçülere indirgeyebilmek için dünyayı ve yaşamı çarpıtmaktan çekinmeyen insanlardır. Bencillik, cahillik, ahlaksızlık, görgüsüzlük, peynir kokusu, çorap kokusu, bol ütüsüz pantolonluluk, yüzünü aynada görememezlik.. <br />
<br />
&#8226; Hikayelerinizde, dipnotlar var. Yer yer harflerin boyu birden değişiyor, küçülüyor. Bunun asıl gayesi nedir acaba? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? <br />
<br />
Dipnotu küçük bir anlatım imkânı olarak düşündüm ve uyguladım. Biçimi boyutlandırsın, bu günün gerçekliğine yakın/benzer halde hikayenin izlediği yolu duraksatsın, değiştirsin ve onu çarpıtsın istedim. Biçim olarak ta bu günü eleştirsin istedim yazdıklarım. Özellikle &#8220;Başka Göklerin Altında&#8221; hikayesinde bunu gerçekleştirmeye çalıştım. Orada kahramanım hem çocukluğu, hem delikanlılığı, hem ihtiyarlığı ve en sonunda da deliliği tadıyor. Bunları aynı hikayenin içinde görmek istedim. Neden biliyor musunuz? Ben bu saydıklarımın hepsiyim çünkü. Siz de öylesiniz artık. Hepimiz öyleyiz. Zamanımızdaki yaşamı genel olarak böyle çerçevelemek istiyorum. <br />
<br />
O kıza aşığızdır. Evlenmek ve yuva kurmak istiyoruz. İşe ihtiyacımız vardır. Sigortalı olsun isteriz, emeklilik var. Şimdiden emekliliği mi düşünüyorsunuz? Dönersiniz o bitimsiz yeşil ülkeye, çocukluğunuza. Yoktur artık. Etrafınıza bakarsınız: Hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey yoktur. Bir zindandasınız ve bulunduğunuz yere ancak bir ip gibi düşebilen ışıktır çocukluk. Ne kadar aydınlatabilir? Onunla yaşarsınız gerçi. Onu hatırlarsınız ve sizi bırakmaz. (Rilke ondan kısacık bir an bile hatırlayabilirsen, artık kimse seni zindana koyamaz, der) İşte bunun sürekli sarhoşluğudur ki; aklınızın eklem yerleri yavaş yavaş gevşemeye başlar. Allah, yükün fazlasını üzerinizden alıyordur yavaş yavaş. <br />
<br />
Küçük harfleri, bilinç kaymalarını kaydetmek için kullandım. Bu yolla, eğer başarabildiysem, konvansiyonel yazı dilini bozabilmenin bir imkânını elde etmiş oldum. Alışılmışı, yerleşmişi, kabuk bağlamış ve sertleşmiş olanı (içi ölmüş olanı) aşmanın bir yolu olarak gördüm bunu. Dili kozmetik düzgünlüğü ve yalınkatlığından kurtarmak istedim. Bilinç kendi yolunda giderken bilinçaltı da kanasın, bilinç derisinin üstüne sızıversin aniden, istedim. <br />
<br />
&#8226; Sanırım dergilerde öykü yayınlamadınız ve ilk defa bu kitapla birlikte öykülerinizi görüyoruz. <br />
<br />
Evet. Doğru. Gerçek Hayat^ta bir hafta &#8220;Takip Ediliyorum?&#8221;un bir kısmı çıkmıştı, o kadar. Ben hikayelerimi üç yıldan beri saklıyordum, evet. Bilmiyorum. Biraz kıskançlık galiba. Biraz da ayarıma göre bir derginin olmaması, sebep. Öyle sürekli bir münasebet içinde olabileceğim bir ortam yok. Dergi biraz ortam meselesi. Bu yok benim için. Bazen kişisel (kişisel olmayan ne var hayatta?) sebepler öne çıkıyor açıkçası. Lafım ağzımda kalsın daha iyi, diye düşünüyorsunuz. <br />
<br />
&#8226; &#8220;Birikimlerini&#8221; çoğu zaman dışarıdan temin eden biri olarak görüyoruz sizi? Yanılıyor muyum? Size tesir eden sanatçıları, ortamları veya sanatları biraz söyler misiniz? <br />
<br />
Beni davranış bozukluğuna kadar götüren birkaç sanatçı var. İşte, on beş yılda sekiz-on sanatçı. Yazar, şair, müzisyen, filozof ve sinemacı. Bunlar çok iyi sanatçı değildirler benim için; genellikle sanatın dışında, üstünde değerlendiririm ben onları. (Çok mu parlak konuştum?) Bir müşkülüm var yalnız; yeniden okuma yapamıyorum. Asla başaramıyorum bunu. Yalnızca bir kere başardım. O da aynı kitabı İngilizcesinden okuduğum için. Fakat, söz konusu eserlere, dışarıdan bakarım. Hepsi kafamın içindedir zaten. Episodlar halinde hatırlarım. Birer görüntü olarak hatırlarım. Birer enstantene olarak hatırlarım. Tüylerimi kaldırırlar. <br />
<br />
Ara sıra kitaplığımın önüne kadar gider çıkartırım onları aradan ve ellerim. Sayfalarını rast gele karıştırırım. Müzik diline çeviririm içimden onları. Müzik kulağınız yoksa, uyuma müziksel bir mihenkle yaklaşamıyorsanız eğer, sanatınız çok şeyleri kaydedemiyor demektir. Resmin teorisiyle ve tarihiyle ilgiliyim daha çok. Fakat nedendir bilmiyorum, film dışında görsel sanatlara karşı yenemediğim bir mesafe var bende. &#8220;Güzel sanat&#8221; olmalarından mıdır nedir, bilmiyorum. Hele heykel. Öteden beri bir skandal benim için. Beni ürkütüyor. Giacometti^nin ne kadar olağanüstü bir sanatçı olduğu meselesinden önce bir şey var benim için: Ben ürküyorum ona bakarken. Tabiatımın kabul etmediği bir şey var heykelde. Eski Yunan^da kalın işlerden sayılıyormuş heykel. Heykeltraşlar sanatçı sayılmıyormuş. Loncaları zenaatçı loncasıymış. <br />
<br />
Türkiye^deki örneklerine baktığımda ise iyice canım yanıyor. Tamamıyla yutturulmuş bir şeydir bu memlekette heykel. Şapka gibi yani. Hiç bizim değil. Külliyen yalan. Tamamıyla öykünme, ikiyüzlülük, beceriksizlik, utanmazlık, şebeklik. Aynı şekilde tiyatro da öyle. İsim yapmış büyük tiyatrocularımızı görüyoruz. Fareyi gören o kibar garson kedi gibi servis tablasını birden fırlatıp dizi filmlerin içine nasıl da saldırdılar, gördük. Ama bir şey olsaydı bari. Sonuç ortada. Kof bir mübâlâğa, hamasî bir performans, insana hüzün verecek denli beceriksizlik, insanı duymamışlık, anlamamışlık, yalancılık, dolandırıcılık. <br />
<br />
&#8226; Peki ilerisi için neler planlıyorsunuz. Sizden neler bekleyebiliriz? <br />
<br />
&#8220;Başka Göklerin Altında&#8221;daki hikayeler yaklaşık bir yıl önce bitmişti. O zamanlardan beri şiir çalışıyorum. 1991^den beri üzerinde durduğum bir şey şiir. Ancak verimli bir ilişki kuramadım bir türlü onunla. Kötü şiirler yazmak istemediğim için inat etmedim. Bir anneysem eğer, ileride görmek istemeyeceğim çocuklarım olmasın istedim. Uzatmadım fazla. Ama şimdi, bir yıldan beri onunla gerçekten buluştuğumu, onun bana kendini artık açtığını hissediyorum ve çalışıyorum. Onun benim için kaçınılmaz (hatta acil) bir ifade biçimi olduğunu hissediyorum. Bundan başka, hikaye değil belki ama roman da yazmak istiyorum. Ancak romanın karşılayabileceği bir dünya da uyanıyor bende. Ancak, ona söyleteceğim şeylerin daha da gelişmesini ve acilleşmesini bekliyorum. Belki de tamamen yanılıyorum. Nasip. Göreceğiz. <br />
<br />
&#8226; Ankara için pek de iyi şeyler söylenmez. Bu şehirde aşık olmak, şair olmak zordur ya da imkânsızdır denilir. Ankara^da hikaye yazmak nasıl bir şey? <br />
<br />
Ankara^da 1991^den 2001^e kadar kaldım. Üniversite için gelmiştim. Hiç unutmuyorum ilk günü. Körüklü otobüsler ödümü koparmıştı. Büyük binalar ödümü koparmıştı. İnsanlar ödümü koparmıştı. O ak sakallı ateist hocamız ödümü koparmıştı. Su kokuyordu. Ekmek ürkütücü derecede beyazdı. Hava kuru ve tavizsizdi. Yeşillik çok dakik ve disiplinliydi. Bir gün bir arkadaşıma refüjlerin benim güzellik duygumu incittiğini bana şiddeti hissettirdiğini söylediğimde bunu anlamadı ve karşı çıktı. Çünkü o Ankara^da doğup büyümüştü. Benimse çocukluğum, geceleri balta girmemiş ormanlarından vahşi hayvanların çığlıkları, haykırışları duyulan bir yerde geçti. Yağmurlarda insanın hiç ıslanmadığı ormanlarda yitmişliğim var benim. Düşünebiliyor musunuz aslında neyi kaybettiğimi? <br />
<br />
Geçen bir yerde Saygıdeğer bir büyüğümüz bir şey söyledi. Karadenizliler için hayat çocukluktan ibarettir, dedi. Çocukluklarını yaşarlar ve oradan ayrılırlar artık. Hayatları, geçim derdi ya da başka sebeplerden dolayı bitmiştir. İnanır mısınız, bir tuhaf oldum. Hem büyük şairin bu empati gücü, bu görme yeteneği beni şaşırttı, hem de içimin derinliklerindeki o gizli tele ilk defa benden başka birisi, yabancı biri dokunmuş oldu. Evet, benim için dünya, Doğu Karadeniz^e dökülen o ırmağı içeriye doğru 20 km. gittikten sonra bambaşka bir şeye dönüşür. Yukarıda etkinin sözünü ettiniz. Ben hep düşündüm. Niçin gotik ortaçağ şatoları, ilk romantizmin tabiat ve yücelik imajları beni bu kadar etkiledi diye. Bunun cevabını çocukluğumda buldum ben. Bunlar benim çocukluğumun mekanlarıydı. <br />
<br />
Şair olmaya, aşık olmaya gelince. Bana kalırsa insan bir kaya parçasının üzerinde yaşayıp ölse ve oranın şiirini yazsa da fark etmez. İş duyuştadır. Bir yeri bırakmak ve başka bir yere gitmek önemlidir asıl. Bu insana daha fazla işleyen bir şeydir. Ben doğduğum yeri terk etmemi, ikinci utero sendromu gibi algılarım. Doğmuş olmanın acısını çocukluğumuzdan çıkarken ilk kez tadıyorsak, çocukluğumuzun mekanını terk ederek bunu ikinci kez tadıyoruz. Bu en azından benim için açıklıkla böyle. Orayı bir kere terk ettiğinizde ise, artık her yer hemen hemen aynı. <br />
<br />
Kızılderililer^in, rezervasyonlarda niçin kısa sürede alkolik olup çıktıklarını merak etmiştim. Sadece onların dirençlerini kırmak isteyen gaddar beyazların özendirmeleri yüzünden mi? Hayır. O dağları terk ettikleri için. Doğdukları için. Geçen Avustralya^dan gelmiş birisiyle konuşuyordum. Aborijinleri sorunca söyledi. Hiç şaşırmadım. Çünkü bekliyordum o cevabı. &#8220;Hepsi de alkolik.&#8221; <br />
<br />
22 Mart 2002]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1974 yılında Trabzon^da doğdu. 1991 yılında A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi^ne girdi. SBF^de edebiyat ve felsefe ağırlıklı yayım yapan bir okul dergisi olan Mekteb-i Mülkiye^yi dört yıl boyunca arkadaşlarıyla birlikte çıkardı. İlk şiirleri ve denemeleri bu dergide yayımlandı. Okuldan 1997 yılında mezun olan , aynı yıl Dergâh Yayınları tarafından haftalık olarak yayımlanmaya başlanan Ülke dergisinde kısa bir süre kültür-sanat kritikleri yazdı. Yeni Şafak gazetesinde 1996^dan itibaren popüler kültür eleştirileri yazdı. Yeni Şafak^tan 2000 yılında ayrıldı ve Milli Gazete^de yazmaya başladı. Ancak Milli Gazete^deki serüveni kısa sürdü. Şu anda yalnızca edebiyatla uğraşıyor ve haftalık Gerçek Hayat dergisinde yazmaya devam ediyor. Yazarın daha önce yayımlanmış Sirenleri Taşa Tutun! (Kırkambar Yayınları 1999) ve Şimdiki Zamanın İzinde (Birey Yayınları 2000) adlı iki kitabı bulunmaktadır. İstanbul^da yaşıyor.<br />
<br />
HAKKINDA YAZILANLAR<br />
<br />
^la<br />
^Başka Göklerin Altında^ <br />
Gazete yazılarından tanıdığımız ^la, üç yıllık birikimi sonucu ortaya çıkan yeni kitabı "Başka Göklerin Altında" üzerine konuştuk. Yusuf^la, beslendiği kaynaklardan, hikayelerinde neden dipnot kullandığına, Ankara^da hikaye yazmaktan, gelecekle ilgili planlarına kadar geniş bir yelpazede konuşmaya gayret ettik. <br />
<br />
KİTABIN KÜNYESİ <br />
  <br />
Başka Göklerin Altında, , Şule Yayınları, 2002 İstanbul, 116 s. <br />
SATINALMA BİLGİLERİ  <br />
Melih Bayram DEDE <br />
editor@dergibi.com <br />
<br />
&#8226; &#8220;Başka Göklerin Altında&#8221; bir hikaye kitabı; ancak içinde alışılmış hikaye anlatılarından farklı bir yoğunluk var. Hikaye türüne göre zor okunan, çetrefil bir diliniz var. Bunu, türler arasındaki ilişkiye bakışınızla birlikte ele alabilir miyiz? <br />
Şöyle bir şey var. Bazı arkadaşlardan duyuyorum arada bir. Ben şu türde asla yazmayacağım da mutlaka bu türde yazacağım diyorlar. Böyle kararlar, eğer belli bir tecrübenin sonucunda alınmıyorsa sağlıklı gelmiyor bana. Daha ortaya çıkmadan biçimi belirlenmiş, kadavrası biçilmiş bir duygusal &#8211; düşünsel dünya tasavvur edemiyorum. Türle yazar arasında bir &#8220;seçme-seçilme&#8221; meselesi varsa, yazar türü seçmez; bilâkis tür yazarı seçer, diye düşünmek lazım. Bu, hiç değilse edebiyatın türleri için böyledir. Sizin söylemek istediğiniz öyle şeyler vardır ki, o şeyleri ancak o form içinde ortaya koyabilirsiniz. Eğer o biçimde koymazsanız, boşluk kalır. Tam oturmaz. <br />
<br />
Önce türü seçip ondan sonra yazmaya başlarsanız, biçimle muhteva arasındaki hayatî bağ zedelenmiş olacaktır. Samimiyet daha baştan alabora oluyor demektir. Samimiyeti ben işin merkezine yerleştiriyorum. Gerçekten yazmanın kalkış noktası burası olduğu için de sevinelim. Çünkü böylece yazmak bir suçsuzluk isteğine, bir çocukluk lekesizliğinin sürüp giden talebine dönüşmüş olacaktır. Eğer o Fransızlar yazdıkları şeyi tür kaygısının üzerine çıkarmamış olsalardı yazdıklarından yeni bir tür doğabilir miydi? Aloysius Bertrand, Arthur Rimbaud ve İsidore Ducasse (Lautreamont)^dan bahsediyorum. Kendilerini samimiyetle yazmışlar bu adamlar ve yazdıkları sonradan &#8220;nesir-şiir&#8221; diye anılır olmuş. Sonradan kimse de elini altına sokamamış o metinlerin. Friedrich Nietzsche^nin bir şair mi, yoksa filozof mu olduğu konusunda şu ana kadar bir karara varılamadı. Peki bu onun yazdığı şeylerin kıymetine ne yapabilir? Hiç. <br />
<br />
Ancak bu söylediklerimin, şu anda zaten fazlasıyla var olan kemiksizliği, ciddiyetsizliği ve sululuğu destekleyen yönde en ufak bir tesiri olacaksa, dilimi eşşek arısı soksun. İnsanlar hemen ve şimdi &#8220;yazabileceklerini&#8221; düşünüyorlar. Yazıyorlar da. İçlerini döküyorlar maalesef. İşte &#8220;süne zararlısı&#8221; dediğimiz yazar ve şair tipi böyle vücut buluyor. Gerçek yazının, gerçek edebiyatın üstünü örtüyor bu. Çok önemli ve kilit bir kelime var: &#8220;Kolay&#8221;. Evet, zamanımızın ifsat edici bir ideolojisidir bu. Kolay para, kolay kadın, kolay yemek, kolay sinema, kolay şiir, kolay hikaye, kolay yazar, kolay şair, kolay ulaşım, kolay ısınma, kolay ilişki, kolay evlilik, kolay geçim, kolay makam, kolay bilgi, kolay spor, kolay dünya. İnsanların vücutlarına kolay spor yaptırabilmeleri için elektrikle çalışan aletler sektörünün kurulduğu bir zamandayız, dikkat! <br />
<br />
İnsanlar yirmi yıldır ayak vurup, büyük bir şairimizi-düşünürümüzü anlamadıklarını, bu şairin işi yokuşa sürdüğünü devamlı geveleyip duruyorlar. Düşünün. Onu anlamadıklarını söyleyen gençler, okurlar büyüdüler, &#8220;davayı&#8221; sattılar, yollarını buldular, göbeklendiler, birer yağ bidonuna döndüler ve hala, evet hala utanmadan &#8220;onu anlamıyoruz&#8221; diyorlar. Ama bu sefer seslerinin tonu biraz daha gevşek dikkat ederseniz. Biraz daha güvensiz ve suçlu bir tonda söylüyorlar bunu. Yani işin rengi epeyi değişmiş bulunuyor. O zaman kalın kafalarıyla anlamamışlardı ve bu sonra kalın yürekleriyle anlamamaya dönüştü, giderek kalın ahlaksızlıkları ve banka hesapları yüzünden anlamamaya dönüştü. Dikkat edelim. Burada hayatî bir nokta var. Anlamıyorum diyenler, aslında kendilerine itiraf edemeseler bile, anlamak istemiyorum diyorlar. Bu hep böyle olmuştur. Anlamıyorum diyenler, yaşamın ve dünyanın gizemini kafasındaki eciş bücüş ölçülere indirgeyebilmek için dünyayı ve yaşamı çarpıtmaktan çekinmeyen insanlardır. Bencillik, cahillik, ahlaksızlık, görgüsüzlük, peynir kokusu, çorap kokusu, bol ütüsüz pantolonluluk, yüzünü aynada görememezlik.. <br />
<br />
&#8226; Hikayelerinizde, dipnotlar var. Yer yer harflerin boyu birden değişiyor, küçülüyor. Bunun asıl gayesi nedir acaba? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? <br />
<br />
Dipnotu küçük bir anlatım imkânı olarak düşündüm ve uyguladım. Biçimi boyutlandırsın, bu günün gerçekliğine yakın/benzer halde hikayenin izlediği yolu duraksatsın, değiştirsin ve onu çarpıtsın istedim. Biçim olarak ta bu günü eleştirsin istedim yazdıklarım. Özellikle &#8220;Başka Göklerin Altında&#8221; hikayesinde bunu gerçekleştirmeye çalıştım. Orada kahramanım hem çocukluğu, hem delikanlılığı, hem ihtiyarlığı ve en sonunda da deliliği tadıyor. Bunları aynı hikayenin içinde görmek istedim. Neden biliyor musunuz? Ben bu saydıklarımın hepsiyim çünkü. Siz de öylesiniz artık. Hepimiz öyleyiz. Zamanımızdaki yaşamı genel olarak böyle çerçevelemek istiyorum. <br />
<br />
O kıza aşığızdır. Evlenmek ve yuva kurmak istiyoruz. İşe ihtiyacımız vardır. Sigortalı olsun isteriz, emeklilik var. Şimdiden emekliliği mi düşünüyorsunuz? Dönersiniz o bitimsiz yeşil ülkeye, çocukluğunuza. Yoktur artık. Etrafınıza bakarsınız: Hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey yoktur. Bir zindandasınız ve bulunduğunuz yere ancak bir ip gibi düşebilen ışıktır çocukluk. Ne kadar aydınlatabilir? Onunla yaşarsınız gerçi. Onu hatırlarsınız ve sizi bırakmaz. (Rilke ondan kısacık bir an bile hatırlayabilirsen, artık kimse seni zindana koyamaz, der) İşte bunun sürekli sarhoşluğudur ki; aklınızın eklem yerleri yavaş yavaş gevşemeye başlar. Allah, yükün fazlasını üzerinizden alıyordur yavaş yavaş. <br />
<br />
Küçük harfleri, bilinç kaymalarını kaydetmek için kullandım. Bu yolla, eğer başarabildiysem, konvansiyonel yazı dilini bozabilmenin bir imkânını elde etmiş oldum. Alışılmışı, yerleşmişi, kabuk bağlamış ve sertleşmiş olanı (içi ölmüş olanı) aşmanın bir yolu olarak gördüm bunu. Dili kozmetik düzgünlüğü ve yalınkatlığından kurtarmak istedim. Bilinç kendi yolunda giderken bilinçaltı da kanasın, bilinç derisinin üstüne sızıversin aniden, istedim. <br />
<br />
&#8226; Sanırım dergilerde öykü yayınlamadınız ve ilk defa bu kitapla birlikte öykülerinizi görüyoruz. <br />
<br />
Evet. Doğru. Gerçek Hayat^ta bir hafta &#8220;Takip Ediliyorum?&#8221;un bir kısmı çıkmıştı, o kadar. Ben hikayelerimi üç yıldan beri saklıyordum, evet. Bilmiyorum. Biraz kıskançlık galiba. Biraz da ayarıma göre bir derginin olmaması, sebep. Öyle sürekli bir münasebet içinde olabileceğim bir ortam yok. Dergi biraz ortam meselesi. Bu yok benim için. Bazen kişisel (kişisel olmayan ne var hayatta?) sebepler öne çıkıyor açıkçası. Lafım ağzımda kalsın daha iyi, diye düşünüyorsunuz. <br />
<br />
&#8226; &#8220;Birikimlerini&#8221; çoğu zaman dışarıdan temin eden biri olarak görüyoruz sizi? Yanılıyor muyum? Size tesir eden sanatçıları, ortamları veya sanatları biraz söyler misiniz? <br />
<br />
Beni davranış bozukluğuna kadar götüren birkaç sanatçı var. İşte, on beş yılda sekiz-on sanatçı. Yazar, şair, müzisyen, filozof ve sinemacı. Bunlar çok iyi sanatçı değildirler benim için; genellikle sanatın dışında, üstünde değerlendiririm ben onları. (Çok mu parlak konuştum?) Bir müşkülüm var yalnız; yeniden okuma yapamıyorum. Asla başaramıyorum bunu. Yalnızca bir kere başardım. O da aynı kitabı İngilizcesinden okuduğum için. Fakat, söz konusu eserlere, dışarıdan bakarım. Hepsi kafamın içindedir zaten. Episodlar halinde hatırlarım. Birer görüntü olarak hatırlarım. Birer enstantene olarak hatırlarım. Tüylerimi kaldırırlar. <br />
<br />
Ara sıra kitaplığımın önüne kadar gider çıkartırım onları aradan ve ellerim. Sayfalarını rast gele karıştırırım. Müzik diline çeviririm içimden onları. Müzik kulağınız yoksa, uyuma müziksel bir mihenkle yaklaşamıyorsanız eğer, sanatınız çok şeyleri kaydedemiyor demektir. Resmin teorisiyle ve tarihiyle ilgiliyim daha çok. Fakat nedendir bilmiyorum, film dışında görsel sanatlara karşı yenemediğim bir mesafe var bende. &#8220;Güzel sanat&#8221; olmalarından mıdır nedir, bilmiyorum. Hele heykel. Öteden beri bir skandal benim için. Beni ürkütüyor. Giacometti^nin ne kadar olağanüstü bir sanatçı olduğu meselesinden önce bir şey var benim için: Ben ürküyorum ona bakarken. Tabiatımın kabul etmediği bir şey var heykelde. Eski Yunan^da kalın işlerden sayılıyormuş heykel. Heykeltraşlar sanatçı sayılmıyormuş. Loncaları zenaatçı loncasıymış. <br />
<br />
Türkiye^deki örneklerine baktığımda ise iyice canım yanıyor. Tamamıyla yutturulmuş bir şeydir bu memlekette heykel. Şapka gibi yani. Hiç bizim değil. Külliyen yalan. Tamamıyla öykünme, ikiyüzlülük, beceriksizlik, utanmazlık, şebeklik. Aynı şekilde tiyatro da öyle. İsim yapmış büyük tiyatrocularımızı görüyoruz. Fareyi gören o kibar garson kedi gibi servis tablasını birden fırlatıp dizi filmlerin içine nasıl da saldırdılar, gördük. Ama bir şey olsaydı bari. Sonuç ortada. Kof bir mübâlâğa, hamasî bir performans, insana hüzün verecek denli beceriksizlik, insanı duymamışlık, anlamamışlık, yalancılık, dolandırıcılık. <br />
<br />
&#8226; Peki ilerisi için neler planlıyorsunuz. Sizden neler bekleyebiliriz? <br />
<br />
&#8220;Başka Göklerin Altında&#8221;daki hikayeler yaklaşık bir yıl önce bitmişti. O zamanlardan beri şiir çalışıyorum. 1991^den beri üzerinde durduğum bir şey şiir. Ancak verimli bir ilişki kuramadım bir türlü onunla. Kötü şiirler yazmak istemediğim için inat etmedim. Bir anneysem eğer, ileride görmek istemeyeceğim çocuklarım olmasın istedim. Uzatmadım fazla. Ama şimdi, bir yıldan beri onunla gerçekten buluştuğumu, onun bana kendini artık açtığını hissediyorum ve çalışıyorum. Onun benim için kaçınılmaz (hatta acil) bir ifade biçimi olduğunu hissediyorum. Bundan başka, hikaye değil belki ama roman da yazmak istiyorum. Ancak romanın karşılayabileceği bir dünya da uyanıyor bende. Ancak, ona söyleteceğim şeylerin daha da gelişmesini ve acilleşmesini bekliyorum. Belki de tamamen yanılıyorum. Nasip. Göreceğiz. <br />
<br />
&#8226; Ankara için pek de iyi şeyler söylenmez. Bu şehirde aşık olmak, şair olmak zordur ya da imkânsızdır denilir. Ankara^da hikaye yazmak nasıl bir şey? <br />
<br />
Ankara^da 1991^den 2001^e kadar kaldım. Üniversite için gelmiştim. Hiç unutmuyorum ilk günü. Körüklü otobüsler ödümü koparmıştı. Büyük binalar ödümü koparmıştı. İnsanlar ödümü koparmıştı. O ak sakallı ateist hocamız ödümü koparmıştı. Su kokuyordu. Ekmek ürkütücü derecede beyazdı. Hava kuru ve tavizsizdi. Yeşillik çok dakik ve disiplinliydi. Bir gün bir arkadaşıma refüjlerin benim güzellik duygumu incittiğini bana şiddeti hissettirdiğini söylediğimde bunu anlamadı ve karşı çıktı. Çünkü o Ankara^da doğup büyümüştü. Benimse çocukluğum, geceleri balta girmemiş ormanlarından vahşi hayvanların çığlıkları, haykırışları duyulan bir yerde geçti. Yağmurlarda insanın hiç ıslanmadığı ormanlarda yitmişliğim var benim. Düşünebiliyor musunuz aslında neyi kaybettiğimi? <br />
<br />
Geçen bir yerde Saygıdeğer bir büyüğümüz bir şey söyledi. Karadenizliler için hayat çocukluktan ibarettir, dedi. Çocukluklarını yaşarlar ve oradan ayrılırlar artık. Hayatları, geçim derdi ya da başka sebeplerden dolayı bitmiştir. İnanır mısınız, bir tuhaf oldum. Hem büyük şairin bu empati gücü, bu görme yeteneği beni şaşırttı, hem de içimin derinliklerindeki o gizli tele ilk defa benden başka birisi, yabancı biri dokunmuş oldu. Evet, benim için dünya, Doğu Karadeniz^e dökülen o ırmağı içeriye doğru 20 km. gittikten sonra bambaşka bir şeye dönüşür. Yukarıda etkinin sözünü ettiniz. Ben hep düşündüm. Niçin gotik ortaçağ şatoları, ilk romantizmin tabiat ve yücelik imajları beni bu kadar etkiledi diye. Bunun cevabını çocukluğumda buldum ben. Bunlar benim çocukluğumun mekanlarıydı. <br />
<br />
Şair olmaya, aşık olmaya gelince. Bana kalırsa insan bir kaya parçasının üzerinde yaşayıp ölse ve oranın şiirini yazsa da fark etmez. İş duyuştadır. Bir yeri bırakmak ve başka bir yere gitmek önemlidir asıl. Bu insana daha fazla işleyen bir şeydir. Ben doğduğum yeri terk etmemi, ikinci utero sendromu gibi algılarım. Doğmuş olmanın acısını çocukluğumuzdan çıkarken ilk kez tadıyorsak, çocukluğumuzun mekanını terk ederek bunu ikinci kez tadıyoruz. Bu en azından benim için açıklıkla böyle. Orayı bir kere terk ettiğinizde ise, artık her yer hemen hemen aynı. <br />
<br />
Kızılderililer^in, rezervasyonlarda niçin kısa sürede alkolik olup çıktıklarını merak etmiştim. Sadece onların dirençlerini kırmak isteyen gaddar beyazların özendirmeleri yüzünden mi? Hayır. O dağları terk ettikleri için. Doğdukları için. Geçen Avustralya^dan gelmiş birisiyle konuşuyordum. Aborijinleri sorunca söyledi. Hiç şaşırmadım. Çünkü bekliyordum o cevabı. &#8220;Hepsi de alkolik.&#8221; <br />
<br />
22 Mart 2002]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seitumer Emin]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=946</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:44:14 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=946</guid>
			<description><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
 (1921), İkinci Dünya Savaşından önce şiir yazmaya başlayan nesil ile 1960'lı yıllarda şiir yazmaya başlayan nesil arasında bağ kurabilen şairlerdendir. Şiirleri "Beyaz Çeçekler" (1968) ve "Ateşli Künler" (1969) adlı şiir kitaplarında; Rusça yazdığı şiirleri ise, "Alevli Dalgalar" (1977), "Yol" (1980), "Sesler" (1983) ve "Menim Sesim" (1987) adlı şiir kitaplarında yayımlanmıştır. Eserlerinde vatana duyulan sevgi, iyilik ve adalet konularının yanında halkın geleceği, nesillerin devamlılığı gibi konularda da düşüncelerini ortaya koymaktadır.<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kırım Türk Edebiyatı<br />
<br />
 (1921), İkinci Dünya Savaşından önce şiir yazmaya başlayan nesil ile 1960'lı yıllarda şiir yazmaya başlayan nesil arasında bağ kurabilen şairlerdendir. Şiirleri "Beyaz Çeçekler" (1968) ve "Ateşli Künler" (1969) adlı şiir kitaplarında; Rusça yazdığı şiirleri ise, "Alevli Dalgalar" (1977), "Yol" (1980), "Sesler" (1983) ve "Menim Sesim" (1987) adlı şiir kitaplarında yayımlanmıştır. Eserlerinde vatana duyulan sevgi, iyilik ve adalet konularının yanında halkın geleceği, nesillerin devamlılığı gibi konularda da düşüncelerini ortaya koymaktadır.<br />
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sedat Umran]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=945</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:43:47 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=945</guid>
			<description><![CDATA[1926'da İstanbulda doğdu. 1948'de İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve <br />
Edebiyatı bölümünü bitirdi. Çeşitli kuruluşlarda mütercimlik yaptı. 1974'de İzmit Sümerbank Boru Fabrikası mütercimi iken emekli oldu. <br />
<br />
ESERLERİ: ilk şiir kitabı Meş'aleler kendi yayını olarak 1949'da çıktı. İkinci kitabı Leke 1979 yılında Soyut dergisi yayınları arasında yayımlandı. Umran, edebiyat dünyasında trajik ben'in ıztırabını ve eşyanın içdünyasını yansıtan bu kitabı ile tanındı. Sevgi şiirlerinden oluşan Gittin Taş Atarak Denizlerime isimli şiir kitabı ise 1990'da Akabe yayınevi tarafından basıldı. Şair son yirmi yıldır değişik dergilerde yer alan şiirlerini Kara Işıldak (İst. 1993,İz Yayıncılık) adı altında topladı. Umran'ın şiirindeki son merhaleyi yansıtan 100 mısralık 25 dörtlüğü ise Kış Dörtlükleri üstbaşlığını taşımakta olup bu şiiri Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmıştır. Umran'ın Almanca'dan yaptığı çok sayıda çevirisi de bulunmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1926'da İstanbulda doğdu. 1948'de İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve <br />
Edebiyatı bölümünü bitirdi. Çeşitli kuruluşlarda mütercimlik yaptı. 1974'de İzmit Sümerbank Boru Fabrikası mütercimi iken emekli oldu. <br />
<br />
ESERLERİ: ilk şiir kitabı Meş'aleler kendi yayını olarak 1949'da çıktı. İkinci kitabı Leke 1979 yılında Soyut dergisi yayınları arasında yayımlandı. Umran, edebiyat dünyasında trajik ben'in ıztırabını ve eşyanın içdünyasını yansıtan bu kitabı ile tanındı. Sevgi şiirlerinden oluşan Gittin Taş Atarak Denizlerime isimli şiir kitabı ise 1990'da Akabe yayınevi tarafından basıldı. Şair son yirmi yıldır değişik dergilerde yer alan şiirlerini Kara Işıldak (İst. 1993,İz Yayıncılık) adı altında topladı. Umran'ın şiirindeki son merhaleyi yansıtan 100 mısralık 25 dörtlüğü ise Kış Dörtlükleri üstbaşlığını taşımakta olup bu şiiri Türk Edebiyatı dergisinde yayımlanmıştır. Umran'ın Almanca'dan yaptığı çok sayıda çevirisi de bulunmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Salah Birsel]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=944</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:43:35 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=944</guid>
			<description><![CDATA[1919 yılında Bandırma&#8217;da doğdu. Orta öğrenimini İzmir Erkek Lisesi&#8217;nde, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü&#8217;nde tamamladı. Salâh Birsel&#8217;in 1947 yılında çıkan ilk kitabı olan Dünya İşleri, Orhan Veli ve arkadaşlarının Garip yıllarındaki deneylerine uzak kalmayan bir şairden haber verir. Şairanelikten kaçınma özelliği, ince yergi eğilimleri ve yalın söylenmiş dizelerle yansıtma çabasından gelen bir sadeliktir bu. <br />
<br />
Özellikle Hacivat&#8217;ın Karısı'nda sözcüklerle şaka eder gibi rahatlayınca, yergiciliği de iyice ortaya çıkar. Öfkesini dişlerinin arasına sıkıştırarak bakarken vuracağı yeri arıyor gibidir. Geçmişle hesaplaşırken de tavrını bırakmaz. Kendine özgüyü kişileştirme amacına çok bağlı olduğu için, yaman bir simgeci olarak tanınmış ve aynı zamanda sözcük üreticisi olmuştur. <br />
<br />
Toplum işlerini geçmiş dönemlerin kişi ve kavramlarını kullanarak çağrışım yoluyla vermeye çalışırken duyarlılığını gizleyemediği de olur.Haydar Haydar'da topladığı şiirlerde de görebiliriz bunu. Özellikle Yunus Emre, Ölüyoruz Siz Güzelleşin, Kumrular Gibi Paralar'da, nükteden çok çelişkileri aramış, bu durum, bir yanında birikmiş olan hüzünlerin, acıların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Salâh Birsel&#8217;in şiirimize, yeni bir estetik kazandırma uğraşında gösterdiği çabaların değerinin yanı sıra, kendine özgü mizah öğeleriyle yarattığı şiirin yeri ve önemi de yadsınamaz. 1999 yılında öldü.<br />
<br />
<br />
ESERLERİ<br />
Şiirlerini, Dünya işleri, Hacivat'ın Karısı, Ases, Kikirikname, Haydar Haydar, Varduman, Yalelli, Rumba da Rumba adlı kitaplarında topladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1919 yılında Bandırma&#8217;da doğdu. Orta öğrenimini İzmir Erkek Lisesi&#8217;nde, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü&#8217;nde tamamladı. Salâh Birsel&#8217;in 1947 yılında çıkan ilk kitabı olan Dünya İşleri, Orhan Veli ve arkadaşlarının Garip yıllarındaki deneylerine uzak kalmayan bir şairden haber verir. Şairanelikten kaçınma özelliği, ince yergi eğilimleri ve yalın söylenmiş dizelerle yansıtma çabasından gelen bir sadeliktir bu. <br />
<br />
Özellikle Hacivat&#8217;ın Karısı'nda sözcüklerle şaka eder gibi rahatlayınca, yergiciliği de iyice ortaya çıkar. Öfkesini dişlerinin arasına sıkıştırarak bakarken vuracağı yeri arıyor gibidir. Geçmişle hesaplaşırken de tavrını bırakmaz. Kendine özgüyü kişileştirme amacına çok bağlı olduğu için, yaman bir simgeci olarak tanınmış ve aynı zamanda sözcük üreticisi olmuştur. <br />
<br />
Toplum işlerini geçmiş dönemlerin kişi ve kavramlarını kullanarak çağrışım yoluyla vermeye çalışırken duyarlılığını gizleyemediği de olur.Haydar Haydar'da topladığı şiirlerde de görebiliriz bunu. Özellikle Yunus Emre, Ölüyoruz Siz Güzelleşin, Kumrular Gibi Paralar'da, nükteden çok çelişkileri aramış, bu durum, bir yanında birikmiş olan hüzünlerin, acıların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Salâh Birsel&#8217;in şiirimize, yeni bir estetik kazandırma uğraşında gösterdiği çabaların değerinin yanı sıra, kendine özgü mizah öğeleriyle yarattığı şiirin yeri ve önemi de yadsınamaz. 1999 yılında öldü.<br />
<br />
<br />
ESERLERİ<br />
Şiirlerini, Dünya işleri, Hacivat'ın Karısı, Ases, Kikirikname, Haydar Haydar, Varduman, Yalelli, Rumba da Rumba adlı kitaplarında topladı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sait Maden]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=943</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:43:23 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=943</guid>
			<description><![CDATA[Günümüz şairlerinden 1932 yılında Çorum&#8217;da doğdu.İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü&#8217;nü bitirdi(1956).Şiir yazmaya ortaöğretimin ilk yılında başladı. İlk şiirlerini<br />
İstanbul, Türkçe, Soyut, Yazko Edebiyat, Soyut, Varlık, Gösteri gibi dergilerde yayınlayan  bunları Açıl, Ey Gizem (1996), Yol Yazıları ve Hiçlemeler (1997) adlı üç kitapta topladı.<br />
<br />
1950&#8217;de Varlık Yayınları&#8217;nın düzenlediği çeviri şiir yarışmasında Baudelaire&#8217; den uyarladığı &#8220;Moesta et Errabunda&#8221; adlı şiirle birincilik ödülü kazandı. O günden bu yana değişik ülke şairlerinden çok sayıda şiir çevirdi. Çeviri yapıtları: Güneş Taşı ( Octavio Paz, 1962 ), Seçmeler (Blaise Cendrars, 1964), Kara Ada Şiirleri (Pablo Neruda, 1971), Bütün Şiirler (Federico Garcia Lorca, 1974), 20 Aşk ve Umutsuz Bir Şarkı (Pablo Neruda, 1975), Seçme Şiirler (Eugenio Montale, 1975), Elsa&#8217; ya Şiirler ( Louis Aragon , 1976 &#8211; Türk Dil<br />
Kurumu Çeviri Ödülü ), Şiirler (Paul Eluard, 1976), Şiirler (Saint-John Perse, 1981), Şiirler (Vladimir Mayakovski, 1985), Çeviri alanındaki en kapsamlı ürünleri Lorca: Bütün Şiirler, insanlığın beş bin yıllık şiir birikiminden derlediği Şiir Tapınağı(1985), Baudelaire&#8217;den çevirdiği Kötülük Çiçekleri (1996) ve dünya halklarının şiirlerinden oluşan Yeryüzü Şiiri&#8217;dir.<br />
<br />
Hayatını bağımsız ressam ve grafikçi olarak sürdüren , grafiğin her dalında çok sayıda eser üretti, günümüze dek 7000 dolayında kitap ve dergi kapağı çizdi. Bu konudaki yapıtları Türk Grafik Sanatı Tarihi (1979), Simgeler (kendi çizdiği amblem ve   logolardan seçilmiş 150 örnek, 1990).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günümüz şairlerinden 1932 yılında Çorum&#8217;da doğdu.İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü&#8217;nü bitirdi(1956).Şiir yazmaya ortaöğretimin ilk yılında başladı. İlk şiirlerini<br />
İstanbul, Türkçe, Soyut, Yazko Edebiyat, Soyut, Varlık, Gösteri gibi dergilerde yayınlayan  bunları Açıl, Ey Gizem (1996), Yol Yazıları ve Hiçlemeler (1997) adlı üç kitapta topladı.<br />
<br />
1950&#8217;de Varlık Yayınları&#8217;nın düzenlediği çeviri şiir yarışmasında Baudelaire&#8217; den uyarladığı &#8220;Moesta et Errabunda&#8221; adlı şiirle birincilik ödülü kazandı. O günden bu yana değişik ülke şairlerinden çok sayıda şiir çevirdi. Çeviri yapıtları: Güneş Taşı ( Octavio Paz, 1962 ), Seçmeler (Blaise Cendrars, 1964), Kara Ada Şiirleri (Pablo Neruda, 1971), Bütün Şiirler (Federico Garcia Lorca, 1974), 20 Aşk ve Umutsuz Bir Şarkı (Pablo Neruda, 1975), Seçme Şiirler (Eugenio Montale, 1975), Elsa&#8217; ya Şiirler ( Louis Aragon , 1976 &#8211; Türk Dil<br />
Kurumu Çeviri Ödülü ), Şiirler (Paul Eluard, 1976), Şiirler (Saint-John Perse, 1981), Şiirler (Vladimir Mayakovski, 1985), Çeviri alanındaki en kapsamlı ürünleri Lorca: Bütün Şiirler, insanlığın beş bin yıllık şiir birikiminden derlediği Şiir Tapınağı(1985), Baudelaire&#8217;den çevirdiği Kötülük Çiçekleri (1996) ve dünya halklarının şiirlerinden oluşan Yeryüzü Şiiri&#8217;dir.<br />
<br />
Hayatını bağımsız ressam ve grafikçi olarak sürdüren , grafiğin her dalında çok sayıda eser üretti, günümüze dek 7000 dolayında kitap ve dergi kapağı çizdi. Bu konudaki yapıtları Türk Grafik Sanatı Tarihi (1979), Simgeler (kendi çizdiği amblem ve   logolardan seçilmiş 150 örnek, 1990).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sabit Mukanov]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=942</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:43:11 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=942</guid>
			<description><![CDATA[Kazak Edebiyatı<br />
<br />
<br />
<br />
Son devir yazarlarından  (1900-1973), Çokan Velihanov hakkında dört cilt olarak tasarladığı, fakat 1973&#8217;te vefat edince tam olarak bitiremediği romanının ilk iki cildini Akan Culdız &#8220;Akan Yıldız&#8221; adıyla bastırttı. <br />
<br />
Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri<br />
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16 <br />
Temmuz - Ağustos - Eylül 2002]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kazak Edebiyatı<br />
<br />
<br />
<br />
Son devir yazarlarından  (1900-1973), Çokan Velihanov hakkında dört cilt olarak tasarladığı, fakat 1973&#8217;te vefat edince tam olarak bitiremediği romanının ilk iki cildini Akan Culdız &#8220;Akan Yıldız&#8221; adıyla bastırttı. <br />
<br />
Kazak Edebiyatının Belli Başlı Temsilcileri<br />
Bünyamin ÖZGÜMÜŞ Yağmur Sayı : 16 <br />
Temmuz - Ağustos - Eylül 2002]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sabit İnce]]></title>
			<link>http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=941</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 21:42:59 +0100</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.pekiyiforum.com/showthread.php?tid=941</guid>
			<description><![CDATA[1954 yilinda NEVSEHIR ili KOZAKLI ilçesi Gerce köyünde dogdu. Ilkokulu köyünde, ortaokulu Kozakli'da, liseyi KAYSERI Ticaret lisesinde okudu. 1976 yilinda ISTANBUL Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisinden mezun oldu. Özel <br />
sektörde çesitli görevlerde, Toprak Reformu Kayseri Bölge Müdürlügünde Uzman, Toprak Mahsulleri Ofisi Kayseri Bölge müdürlügü ve Urfa bölge müdürlügünde  uzman olarak çalisti. 1999 yilinda özel bir kurulusun Genel Müdürlügünden <br />
emekli oldu. Vizyon Dis Ticaret A.S.&#8217;nin  kurulusunda görev aldi ve Genel müdürlügünü yapti.      BIZIM ANADOLU, TERCÜMAN, HERGÜN ve TÜRKIYE gazetelerinde Yazar, muhabir, istihbarat sefi olarak çalisti. Töre ve Devlet <br />
dergilerinde yazilar yazdi. Kayseri de yayinlanan "Kayseri sairler antolojisi"ne ve Adana da yayinlanan " Ozanlar güldeste sairler" antolojisine katildi. Kayseri de yayin yapan Erciyes, elif, Basak televizyonlarinda, mahalli radyolarda siir ve edebiyatla ve "Bizim asiklarimiz" adli Halk asiklari ile ilgili programlar yapti konuk olarak bu programlara katildi. Kayseri de yayinlanan Yeni Kayseri, Kayseri olay, Kayseri Anadolu Haber, Star haber, Kayseri gündem ve KAYSERI HAKIMIYET gazetesi INCE ZIMBALAR KÖSESINDE yazi ve siirleri yayinlanmaktadir. Gülpinar, Yesevi, Ozan, Bizim Kusak, Kayseri Çagdas, Sevgi Yolu, Ana, Erciyes, Çemen, Simav Anadolu, Yalaka gibi dergilerde siirleri halen yayinlanmaktadir.  <br />
<br />
VE AYNI RÜZGARLA SAVRULDUK adli <br />
ortak siir kitabindan sonra ASKIN ATESI adli ikinci siir kitabi temmuz 1996 da yayinlandi. SIRLI SÖZ adli siir kitabi, Anadolu Hececileri-1,  ANADOLU HECECILERI -2 ANADOLU HECECILERI -3 ANADOLU HECECILERI -4, ANADOLU HECECILERI <br />
-5, ANASAM SIIR ANTOLOJISI-1 , ANASAM SIIR ANTOLOJISI-2 Siir kitaplarini 2000 -2001yillarinda yayinladi. Siir dalinda Ozan Dergisinden mansiyon, Bizim Kusak dergisinden mansiyon, makale dalinda üçüncülük ödülleri aldi. Türk Halk Müzigi <br />
ile amatör olarak ilgilenmekte, asik türünde sözlerini yazip besteledigi 40 dan fazla türküsü vardir. Halen genel merkezi Kayseri de  bulunan ANASAM  Anadolu ilim ve edebiyat eseri sahipleri meslek birligini kurdu ve  Genel baskanligini  ve Nevsehirliler Derneginin baskanligini  yapmaktadir. TBMM de fikir ve sanat eserleri kanununda meclis alt komisyonunda ve Devlet Planlama <br />
teskilatinca hazirlanan 8. Bes yillik plan çerçevesinde fikri ve sinai haklar özel ihtisas komisyonunda üye olarak görev yapti, Anasam bülteni adli bir yayin organinin sahipligini yapmakta, ANASAM yayinlari tarafindan yayinlanan 45 kitabin editörlügünü de yürütmektedir. NURCAN hanimla Evli, MUHAMMED ve ÇAGRI adli iki oglu, NAZENDE isimli bir kiz çocuk babasidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1954 yilinda NEVSEHIR ili KOZAKLI ilçesi Gerce köyünde dogdu. Ilkokulu köyünde, ortaokulu Kozakli'da, liseyi KAYSERI Ticaret lisesinde okudu. 1976 yilinda ISTANBUL Iktisadi ve Ticari Ilimler Akademisinden mezun oldu. Özel <br />
sektörde çesitli görevlerde, Toprak Reformu Kayseri Bölge Müdürlügünde Uzman, Toprak Mahsulleri Ofisi Kayseri Bölge müdürlügü ve Urfa bölge müdürlügünde  uzman olarak çalisti. 1999 yilinda özel bir kurulusun Genel Müdürlügünden <br />
emekli oldu. Vizyon Dis Ticaret A.S.&#8217;nin  kurulusunda görev aldi ve Genel müdürlügünü yapti.      BIZIM ANADOLU, TERCÜMAN, HERGÜN ve TÜRKIYE gazetelerinde Yazar, muhabir, istihbarat sefi olarak çalisti. Töre ve Devlet <br />
dergilerinde yazilar yazdi. Kayseri de yayinlanan "Kayseri sairler antolojisi"ne ve Adana da yayinlanan " Ozanlar güldeste sairler" antolojisine katildi. Kayseri de yayin yapan Erciyes, elif, Basak televizyonlarinda, mahalli radyolarda siir ve edebiyatla ve "Bizim asiklarimiz" adli Halk asiklari ile ilgili programlar yapti konuk olarak bu programlara katildi. Kayseri de yayinlanan Yeni Kayseri, Kayseri olay, Kayseri Anadolu Haber, Star haber, Kayseri gündem ve KAYSERI HAKIMIYET gazetesi INCE ZIMBALAR KÖSESINDE yazi ve siirleri yayinlanmaktadir. Gülpinar, Yesevi, Ozan, Bizim Kusak, Kayseri Çagdas, Sevgi Yolu, Ana, Erciyes, Çemen, Simav Anadolu, Yalaka gibi dergilerde siirleri halen yayinlanmaktadir.  <br />
<br />
VE AYNI RÜZGARLA SAVRULDUK adli <br />
ortak siir kitabindan sonra ASKIN ATESI adli ikinci siir kitabi temmuz 1996 da yayinlandi. SIRLI SÖZ adli siir kitabi, Anadolu Hececileri-1,  ANADOLU HECECILERI -2 ANADOLU HECECILERI -3 ANADOLU HECECILERI -4, ANADOLU HECECILERI <br />
-5, ANASAM SIIR ANTOLOJISI-1 , ANASAM SIIR ANTOLOJISI-2 Siir kitaplarini 2000 -2001yillarinda yayinladi. Siir dalinda Ozan Dergisinden mansiyon, Bizim Kusak dergisinden mansiyon, makale dalinda üçüncülük ödülleri aldi. Türk Halk Müzigi <br />
ile amatör olarak ilgilenmekte, asik türünde sözlerini yazip besteledigi 40 dan fazla türküsü vardir. Halen genel merkezi Kayseri de  bulunan ANASAM  Anadolu ilim ve edebiyat eseri sahipleri meslek birligini kurdu ve  Genel baskanligini  ve Nevsehirliler Derneginin baskanligini  yapmaktadir. TBMM de fikir ve sanat eserleri kanununda meclis alt komisyonunda ve Devlet Planlama <br />
teskilatinca hazirlanan 8. Bes yillik plan çerçevesinde fikri ve sinai haklar özel ihtisas komisyonunda üye olarak görev yapti, Anasam bülteni adli bir yayin organinin sahipligini yapmakta, ANASAM yayinlari tarafindan yayinlanan 45 kitabin editörlügünü de yürütmektedir. NURCAN hanimla Evli, MUHAMMED ve ÇAGRI adli iki oglu, NAZENDE isimli bir kiz çocuk babasidir.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>